Mesut Yekta

Kitap Adı : Yalınayak Umutların Ülkesi Yazar : Mesut Yekta Yayınevi : GÜNDÜZ KİTABEVİ YAYINLARI

kayıp

katran karası gözlerin vardı
bakınca insanın içini ısıtan
saçların yakamozlanırdı
sen sendin daha o zamanlar
henüz kaybetmemiştin benliğini
bende daha seni...

seni kaybettiğimden beri
kayıp ilanları düşüyorum durm...

boyacı

yıllanmış kırık dökük sandıĝınla
adımlarsın yokluĝu, yoksulluĝu
dikenlidir yolların, varoşların
parlatmak istersin kirli papuçları
ve solmuşluk adına ne varsa
ellerini kirletme pahasına

bilmezsinki yetmez boyan
ayakkabılarımın kirini örtmeye
...

lala

hani acılarımız vardı ya
bedenimizden bir parça gibi
bitmek bilmeyen bir uzun çile
kangren olmuş yüreĝimizden
bir türlü söküp atamadıĝımız
yılların vefalı dostu acılar

yarasaların bile mecburen
ürktüĝü o katran, loş gecelerde
usanmadan sabahları beklerdik
arzulanan ...

Toprağın Bekareti

her ölümde bozulur bekareti toprağın
ne beyaz kefen bir gelinliktir
ne uğurlayanlar evlilik şahidi
bir ırza geçmedir her erken ölüm
toprak mahsun, toprak üzgün
toprak insanlara küskün

her ölümde bozulur bekareti toprağın
arsız bir yosma olur o
hergün daha çok ölü ister
çatlayınca ar damarı toprağın

satıcılar türer bir süre sonra
her metrekare peşkeş çekilir
mezar satıcı...

çoĝul yalnızlık

o yemyeşil kırlarda,hoş ovalarda
muş ovasına ilkbahar geldiği zaman
okşardı ruhumu rüzgarın esintisi
çiçekler açardı, kuşkar öterdi
mis gibi havayı çekip ciğerlerime
iyi ki yaşıyorum,yaşıyor buralar derdim

şimdi metropollerde, bu büyük şehirlerde
kuşlar kafese tıkılmış, çiçekler çiçe...

mavi yürekli çocuklar

maviş yüreklerinden hayat fışkırır
ellerinde çekici Kawa´nın
vururlar kafasına zulmün
kelepçelere, dikenli tellere
dört tarafından dikenli tellerin

bir tutku bu
damarlarında dolaşan
sevda sığmaz
üniter hapishanenin surlarına
ve korkusuz şarkılar filizlenir

bu yürek

seni ne çok sevdiĝimi bilirsin
hava kadar, ekmek kadar, su kadar
alışmışım, yaşayamam sensiz
korkarım sensizlikten
yaşamış en büyük korkak kadar

seni ne çok sevdiĝimi bilirsin
ansızın damlayıpta içime
ılık ılık aktın kalbimin derinliĝine
sonra gönlümün sahilini
adımladın martı sesleri eşliĝinde

...

sarı esaret

eli kelepçeli bir kadın
izi kalmış bileĝinde esaretin
fırlatırken bakışlarından ölü bir imdadı
çıkıp geliyordu
insanlık damarı kabaranlar
çıkarıp köhne kelepçeleri
altın kelepçe takıyorlardı yerine
bilezik hediye edercesine
gülücükler dolaşıyordu
yüzünde kadının
farkında olmadan
sarı bir esaret taşıdıĝının

çocuklarımız

ihtiyar doĝar çocuklarımız
aksaçlı, aksakallı, yada kel
ve beşikte yazarlar anılarını
vakit darlıĝından
ömür yetmez çoĝu zaman
bıyıklarının terlediĝini görmeye
fazla soru sorma onlara
çocukluĝu, gençliĝi
uçurtma uçurmayı kırlarda
...

sitem

nicedir zambaklara verilen sular
boşa gider oldu sebepsiz yere
rap rap sesi çıkarmıyor ordular
artık kalkmıyormu eller göklere

ellerime kelepçe vurulalı
fikrimi kurtaramadım hapisten
mezarlıkta mahkeme kurulalı
vazgeçtim mezarlıklara gitmekten

yıllardır kezzaplanan bozkırlarım
dökmüş kederden ak pak saçlarını
bitkisel hayatlı tüm duygularım
çırpınır vermemek için canını
...

Syndicate content