mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
umut98umut98
12, istanbul
ÖZSAN GÜZELOĞLUÖZSAN...
50, LEFKOŞA
pamukkalepamukkale
43, denizli
nesimseknesimsek
49, Ankara
Kış GüneşiKış ...
, istanbul
persiapersia
,
Emirhan ErtaşEmirha...
, Izmir

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics and more...

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics, Videos, Jokes and more for FREE...
Create new account for free

Selim'li Halk Şairlerimiz Yazarı: Erdinç TİP

DÜNDEN BUGÜN’E

SELİM’Lİ HALK ŞAİRLERİMİZ

( Hayatları ve şiirleri )

Hazırlayan
Erdinç TİP

2008

KİTABIN YAZARI

ERDİNÇ TİP ( Erdinç Hoca)

1976 yılında Kars, Selim ilçesi, Hasbey köyünde 10 çocuklu bir ailenin 9’uncusu olarak dünyaya geldi. Babası Mustafa, annesi Çiçek hanımdır. Lise mezunu olan Erdinç TİP, İlkokulu kendi köyünde, Ortaokulu Selim Eskigazi Köyü, Hacı Abdulhadi CİHANGİR Ortaokulunda bitirdi. iki yıl Medresede okudu. Daha sonra 1993’te başladığı Kars İmam- Hatip Lisesinden 1996 yılında mezun oldu. Askerliğini sırasıyla Afyon/ Emirdağ ilçesi, Kütahya Er Eğitim Taburu ve Mardin/ Mazıdağı ilçesinde yaptı. Şu an Selim ilçesi Karahamza köyünde imamlık yapmaktadır.
Şiir yazmaya ’95, ‘96 yıllarında başladı. Yayınlanmış “ İlk Cemre ” “Selim’li Halk Şairlerimiz ve “ Selim’li Halk şairi Muhsin Söğüt’ün hayatı ve sanatı” üzerine araştır” adlı kitapları ile yayınlanmaya hazır “Kalbimin feryadı” ve “ Sessiz Çığlık ” adlı iki şiir kitabı daha vardır. Ayrıca bitmiş olan “Müjdeci Makaleler -1- ” adında bir makale kitabı da vardır. Şiirleri çeşitli Gazetelerde yayınlandı. Yine Selim’li halk şairimiz Muzaffer BOZ’un hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir araştırma yaparak şiirlerini “ Geçti Ömrüm” adlı bir kitap ta toplamıştır. Şiirlerini genellikle kafiyeli ve hece veznine göre yazan Erdinç TİP, serbest olarak da şiirler yazmıştır. Klasöründe yaklaşık olarak 250 şiir’i daha bulunmaktadır. Ayrıca Divan şiir’ini ve muhammes şiirini de ustaca yazmaktadır. Şiirlerini www. Antoloji. Com sitesi ve daha bir çok site de yayınlamaktadır. Evli ve Şeyma Zelâl ile Muhammed Beşir adında iki çocuğu vardır.

Şair irtibat :
Adres : Karahamza köyü, Selim/ KARS
Telefon : Cep : 0536. 657.90.89 Ev : 0474.461.25.27
e-mail : erdinc.tip @ mynet.com
msn : erdinc.tip@hotmail.com

ÖNSÖZ

Değerli okuyucu kardeşlerim!

Türk Halk Edebiyatı içerisinde şiir’in müstesna bir yeri vardır. Çünkü şiir, söz sanatlarının en önemlisi ve en etkilisidir. Yüz yıllardan beri insanlar, fikirlerini, düşüncelerini, ideal ve inançlarını yine aşk ve sevdalarını, hayal ve ümitlerini, zulme uğrayışlarını ve öfkelerini hep şiirler vasıtasıyla dile getirmiş, yüreklerindeki ateşi söndürmüşlerdir. Şiirleri yazan kişilere şair denir. Şairler, toplumun aynasıdır. Asrımız da bütün dünyayı bir toplum (hatta bir köy) olarak düşünmek hiçte yanlış olmaz. Şairler, toplumda cereyan eden bütün olaylarla yakından ilgilenir, sezgiyle kavrar, müspet ve menfi düşüncelerini şiirlerine yansıtarak toplumun gelişmesine ve bilinçlenmesine katkıda bulunurlar. Bundan dolayıdır ki şairler, toplumda söz ustaları olarak bilinirler.

Elinizdeki bu kitap da “ Selim’li şairlerimizin” dünya görüşlerini, acı ve ıstıraplarını, hayal ve beklentilerini, Allah, Peygamber, din ve vatana olan sevgilerini görecek, yalana, talana, zulme ve haksızlığa başkaldırdıklarına şahit olacaksınız. Okuduğunuz şairlerin şiirlerinde Mevlana’nın, Yunus’un, Pir Sultan Abdal’ın, Aşık Şenlik’in, Sümmani’nin, Akif’in, Necip Fazıl’ın, Karslı Çobanoğlu’nun … ve diğer şair ve ozanlarımızın ruhunu bulacaksınız. Ve Anadolu’nun küçük bir ilçesinde bu kadar şair’i görünce hayretle hayran olacaksınız.
Elbette ki bu kitap çalışması kolay olmadı, çünkü daha önce Selim’li Halk Şairlerimiz ile ilgili bir çalışmanın olmayışı bizi daha da yormuştur. Bu kadar değerli aşık ve şairlerimizin olması, fakat haklarında bir çalışmanın olmayışı bizi biraz da üzmüştür. Biz bu çalışmamızla bir ilk’i gerçekleştirmiş oluyoruz. Bu kitabımızla hem Selim’li şairlerimizi tanıtacak hem de Anadolu’nun bu güzel ve şirin ilçesini tüm dünya ya tanıtmaya çalışacağız.

Bu kitabın yayınlanmasında emeği geçen başta Selim ilçe Kaymakamımız Sayın Yusuf GÜNİ beyefendi’ye, Belediye Başkanımız Sayın İlhan ÇİFTÇİ beyefendi’ye, İl Genel Meclis üyemiz Sayın Zekeriya YURDALAN Beyefendiye, ilçe Müftümüz Sayın Şevket DİLMAÇ Hoca’ma, ilçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Muhittin YÜCEL beyefendi’ye, ilçe Vaiz’imiz Sayın Faruk GÜN Hoca’ma ve Araştırmacı- Yazar Sayın Sait KÜÇÜK beyefendi’ye teşekkür ediyorum. Hazırladığım bu kitabın başta Türk Halk Edebiyatının gelişmesine katkı sunmasını ve ilçemizin tanınmasına vesile olmasını, bütün insanlara barış ve mutluluk getirmesini diliyorum.
Erdinç TİP
Araştırmacı- yazar- Şair
Karahamza Köyü
SELİM

SELİM İLÇESİ

Nasıl tanıtayım bilmem ki kardaş,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.
Gel hele burayı güzelce dolaş,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Yaz gelende koyun, kuzular meler,
Kadınlar tandırda ununu eler,
Herkes birbirine iyilik diler,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

İmirhan’dan gelir turnalar sesi,
Zemzemi andırır Hayrat çeşmesi,
Baştan başa çizilmiş bir caddesi,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Allahu Ekber’de şehitler yatar,
Beyköy ile Başköy bağrına basar,
Çıplaklı, Gürbüzler cirit’i atar,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Yaz gelende gelir Leylek, Turnalar,
Soğuk sular verir çeşme, kurnalar,
Düğünde, şenlikte davul, zurnalar,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Darboğaz, Yenice ahı kaldırır,
Bozkuş ile Tuygun rahı kaldırır,
Hasbey köyler başı şahı kaldırır,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Selim, Karahamza ovası bir hoş,
Evlerde bereket, yuvası bir hoş,
Okur yazarlıdır, kafası bir hoş,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Çepik’lerden ezan sesi geliyor,
Karaçayır, Berne tarla biçiyor,
Dölbent’e balıklar türist çekiyor,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Dolup boşalır Selim garajı,
Az kaldı bitecek Bayburt barajı,
Beş vakit okunur Hakkın mesajı,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Erdinç derki, işte budur ilçemiz,
Halkımız duyarlı hem de çok temiz,
Kardeşçe yaşarız, hepimiz biriz,
Cennetten bir köşe Selim ilçesi.

Erdinç TİP

SELİM’Lİ HALK ŞAİRLERİMİZ

Aşık TÜCCARİ (1720-1805)

Selim’in Büyükdere (Tiknis) köyü doğumlu Âşık Tüccari 1720 ile 1805 yıları arasında yaşamış iki gözü âmâ olan kudretli bir âşıktır. Yaşadığı dönemde “Ustad” diye anılan Tüccari hakkında ki ilkyazı Kars’ta 1939 yılında yayınlanan Doğuş Dergisi’nde ki bir inceleme yazısıdır. Şiirlerinin çoğu derlenemeden yitip giden Aşık Tüccari’nin kayıtlara geçmiş şiiri pek azdır. Kendisinin düzmüş olduğu Eşref Bey adlı bir de hikâyesi mevcuttur. Bu şairimiz Tecnis ve Divan’da pek ustadır. Şiirleri günümüz ozanları tarafından okunmaktadır.

BİHABER

Uğradım barigâhına hâbda canan bi haber
Yüz sürdüm hâk i payine sahip-zaman bi haber
Bülbül gülün hasretinden ömrünü sarf eyledi
Soldu gül bozuldu, gülşen bağda bağban bi haber

Çerh i gerdunun elinden olmadı şad ortalık
Zulmle adalet olunca, olmaz abât ortalık
Yetiş Methi, Ali, Rasul, oldu berbat ortalık
Ara yere fitne düştü tahtta sultan bi haber

TÜCCARİ der sohbet etsem âb-rûyi keman ile
Ne lazımdır derd-i dilim anlatam lisan ile
Kâmil katiba yazdırdım arzuhalim kan ile
Okudu kanlı Alişan, ehl-i divan bi haber

KURBAN OLDUĞUM

Aheste aheste yürür
Yoluna kurban olduğum
Konuş sözünü duysunlar
Diline kurban olduğum

Burası kale bedeni
N’olur durdurun gideni
Kemer sıkmıştır bedeni
Beline kurban olduğum

Kadere boynunu eğer
Gözleri dünyaya değer
Saçları toprağa değer
Teline kurban olduğum

TÜCCARİ’yim can versinler
Yüzüm yoluna sürsünler
Döndür yüzünü görsünler
Halına kurban olduğum

İNCİDİR (Divan)

Dü çeşmim kan ağlamaktan gözlerim yaş incidir
Kadir kıymet bilmeyenler yaren yoldaş incidir
Dinle sözüm al nasihat konuşma cahil inen
Cahil de bir kem söz var ki değse bir baş incidir

Kadir mevlam seveplenip bezirganlar kanına
Yüküm cevahir yüküdür bakır satmaz yanına
Sarraf olan kıymet biçsin lalime mercanıma
Sarraf olmayan ne biler sanır her taş incidir

Kamil ile haşrolmayan kendisini ne bilir
Bir bilsen cahil edalı özünü derya bilir
Der TÜCCARİ yar elinden çektiği mevla bilir
Nefsi ihtiyar olunca dağları kış incidir

Aşık HAVASİ (1853-1918)

Selim’e bağlı Oluklu köyünde doğmuştur. 65 yaşlarında iken Ağyar/Akyar köyünde 1918 Nisan’ındaki “otuz dört kırgını” da denilen Ermeni katliamında öldürülmüştür. Asıl adı Aşık Dursun olup şiirlerini Havasi mahlasıyla yazmıştır.Aşık Mehmet Ali İkrami’nin babasıdır. Aşık Havasi’nin yazdığı destanlar Sarıkamış köylerinde çok yaygınlık kazanmıştır.

-ZİNCİRBENT-
1914-1915 Sarıkamış Harekâtı ve
Köylerin Kırgını Destanı

Başlayalım söze E’üzü-Billah
“Âmentü”den bir imana yetiştim
İslam’a ihsan et halk eden Allah
Şükür olsun bu imkana yetiştim

İmkan eden bize Hazreti Hünkar
Fizah arşa çıktı Hak Perverdigar
Yoldaşın Hızr olsun ey nur-i Enver
Figan eden nice cana yetiştim

Canlar figan eder koyma yasında
Dağlar aciz kaldı fizah sesinde
Ne haneler harap oldu Pasın’da
“Kars, Kars” diyen çok lisana yetiştim

Lisanında tekbir gökleri yırtar
Üç kolordu gelir dağları tartar
“Ya Rabbi, İslam’ı Urus’tan kurtar”
Bu dilekte Al-Osman’a yetiştim

Al-Osman’a Urus etti hileyi
Horum’da bozuldu yedi silleyi
Serdâr Enver Paşa gelir Kars deyi
Sabit-kadem pehlivana yetiştim

Sâbit olanların sözü bir idi
Cümle ordular hep kalktı yürüdü
Bardız’a gelmeden duman bürüdü
Soğanlı’da ne tufana yetiştim

Tufan geldi nicesinin başına
Koyan yoktur musallanın taşına
Haber eden olmaz öz kardaşına
Hakka giden üç bin cana yetiştim

Canlar şehid, kalan asker galiptir
Ahir Yağbasan’da mesken kılıptır
Nece ceng ü cidal yağma oluptur
Can sökülen kızıl-kana yetiştim

Karnağaz, Göle’nin yüreği yandı
Âhir bu musibet bize dayandı
İslam olan kızıl-kana boyandı
Figan eden çok zenâna yetiştim

O zenneler kundakların düşkünü
Hep oldular hanelerin şaşkını
Sabi, sübyan yalın-ayak kış günü
Yolda kalan çok kurbâna yetiştim

Kimi kurban oldu dondu çöllerde
Kimi meşelerde, kimi yollarda
Kimi kapılarda, kimi ellerde
Nân elinden el-amâna yetiştim

El-amanın ahı arşa ulaştı
Bu musibet her diyara bulaştı
Nice yiğitlerin dili dolaştı
Görün nice kör zamana yetiştim

Neler oldu Asbuğa’nın dağında
Üç yiğit yok on üç on dört çağında
Kör zaman oluptur felek bağında

Emr-i Haktan bu fermana yetiştim

Fermana sabreden bulur eyliği
Hanı noldu Boyalı’nın beğliği
Bilmem nedir fukaranın kemliği
Ağlar, sızlar ne şivâna yetiştim

Şivân böyle kalmaz dünya dönüptür
Boyalı, Salut’tan yüz can ölüptür
Sağ kalanları da esir oluptur
Günden güne perişâna yetiştim

Perişân Tozanlı oda tutuştu
Ahir Selimköy’e (*) velvele düştü
Göçün önü Oluklu’ya yetişti
Şimdi görün ne talana yetiştim

Talancının sanma gönlü yumuşak
Oluklu’dan gitti otuz dört uşak
Allah yardım etsin kime danışak
Adâletli o Sultâna yetiştim

Sultanın bülbülü hasret gülüne
Duam budur dertli gönlüm siline
Hak yardım eylesin HAVAS’ kuluna
Otuz bir’de bu destana yetiştim

(*) Selimköy, şimdi ki Selim İlçesi

Halk şairi CELİL ( ....- 93 Harbi sonrası)

Selim’in Karnağas / Yeşiltepe köyündendir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında bir kayıt’a rastlanmamıştır. Ancak 93 Harbi denilen “kaçakaç” ta ki muhacirlikte Ardahan ve Kars halkı göçerken Aşık Celil “Erzurum İskâni Muhacirin Komisyonu” karşısında söylediği “Göç Ağıtı” ile tanınmıştır. Ağıtın tapşırma dörtlüğü bir ihtimal bulunmamıştır.

GÖÇ AĞITI

Sıladan ürküttü Gâvur
Bağrımızı etti kavur
Devletin başına çevür
İşimiz yaştır efendim

Yola düştük ılğar gibi
Oğul, uşak ağlar gibi
Gözyaşımız punğar gibi
Damlayan yaştır efendim

Seni gördük bir şişesin
Hemi beğsin, hem paşasın
Yüzbaşımız çok yaşasın
Bizimçün baştır efendim

Sarı-Moskof vurdu bizi
Canımıza saldı sızı
Meleşir anasız kuzu
Önümüz kıştır efendim

Bıraktık yurdu, yuvayı
Muhacir olduk havâyi
Düşmanlan kıldık dâvayı
Yolumuz taştır efendim

Halk şairi ZEMİNİ (1883-1933 Sonrası)

Selim’in Oluklu köyündendir. l883 yılında doğmuştur. Çepni oymağının Karadedeoğulları’ndandır. Asıl adı Bektaş Usta (Tatarhan) olup Zemini mahlasıyla şiirler yazan halk hikayeleri ustası bir ehlidil’dir. 1933’te Kars’ın Kurtuluşu’nun 13 ve Cumhuriyetin 10. yıldönümü şenliklerinde destanlar söylemiştir.

Kars’ın Kurtuluşu ve Cumhuriyet Destanı
-Aşık Nihani’ye nazire-

“Kırk yıl-Karagün”de hasret çekerdik
Gördük Albayrağı, şükranımız var
Her zaman dideden kan yaş dökerdik
Vatanı kurtaran Sübhanımız var

Kars Eli, çok çekti Moskof elinden
Kırk yıl ayrı düştü şeyda gülünden
Umudu kesmedi bir gün dilinden
Çok yalvardı Hakka kurbanımız var

Hamdolsun Moskoflar perişan oldu
Zulmü Çarka değdi bir nişan oldu
Bütün alem ile barışan oldu
Eski hudutlarda cevlanımız var

Bin üç yüz otuz dört oldu zamane
Yeniden zulüm, od vardı her yana
Ermeniler azdı başladı kana
Bi günah dan akan al-kanımız var

Kafirler çok zulüm eyledi bize
Düşünmez ki yarın gelir yüz yüze
Türkler bunu koymaz ahiri size
İntikam almağa imanımız var

Kazım Karabekir yürüttü ordu
Ateş, kan içinde kurtardı yurdu
Kars Eli’ni alıp Gümrü’ye girdi
Eski hudutlarda cevlanımız var

Ordumuz Tebriz’e, Baku’ya çıktı
Demirkapı-Derbend şehrine baktı
Firenk’le İngiliz, canımız sıktı
Geri döndü asker, hüsranımız var

İzmir, Maraş, Antep gördü işgali
İstanbul’un pek güç oldu ahvali
Ermeniler, yurdu görünce hâli
Tekrar doldu Kars’a efganımız var

Yaradan, halk etti Gaz-Baba’yı
Topladı başına bayı gedayı
Meclis açtı, güttü milli davayı
Şarktan garbe kadar fermanımız var

Önce Kazım Paşa yürüdü ele
Azgın Ermeni’yi getirdi yola
Kurtuldu Kars ile Kağızman, Göle
Otuz altı’da hoş seyranımız var

Ardahan’ı ordu kavgasız aldı
Gürcüler çekildi haddini bildi
Sıra Firenk ile Yunan’a geldi
Cenup ile garpta meydanımız var

Gazi-Baba ordu başkumandanı
Sakarya, Afyon’da ezdi Yunan’ı
Vatandan çıkardı kalan düşmanı
Cihana ad salan Türk şanımız var

İsmet Paşa idi ona yar-i-gar
Ecnebiye saldı büyük inkisar
Lozan Barışı’nı etti yadigâr
Çok yer fethetmeğe gümanımız var

Müşir Fevzi Paşa ordu-erkânı
Asker emirinde gözler her yanı
Türk’e yardımcıdır Keremler kânı
Emrine bend olan çok hanımız var

Adalet şan verip açıldı dağ taş
Düşman yüreğine saldık bir ataş
Cumhuriyet kurduk, doğurduk güneş
Çok şükürler eden lisanımız var

Yurdum Kars Eli’dir bilmeyen yaban
Bağ-i-Rızvân Cennet oldu hep vatan
Yetişti ülkede çok taze fidan
Milyonlara varan civanımız var

Miralay, Zabitan, kahraman ordu
Beklerler her yandan vatanı, yurdu
Düşmanlar dost olup, iltimas kurdu
Çok ziyaret eden mihmanımız var

Açtık fabrikalar, tiren-hadları
Tanrı kahreylesin bize yadları
Eserleri bâki güzel adları
Tarihlere yazan beyanımız var

Mevlam,Türk-Eli’ni abad eylesin
ZEMİNİ’yi daim pürşad eylesin
Dinleyen ağalar bir yâd eylesin
Rahmete sebep bu destanımız var

Aşık MEHMET ALİ İKRÂMİ (1890-1926)

Selim’in Oluklu köyünden olup Aşık Havasi’nin oğludur. 1890 yılında doğmuştur. Kağızman’ın Yalnızağaç köyüne iç güveyisi olarak girmiş ve bu köye yerleşmiştir. Kars, Sarıkamış ve Kağızman Türkmenleri arasında yaygın olan destanlar ve ezgisi güzel türküler yazmıştır. Henüz otuz altı yaşında iken 1926 yılında vefat etmiştir.

YAR DEYİ DEYİ

Başına döndüğüm kurban olduğum
Ağlar dolanıram yar deyi deyi
Ezel bahar yaz ayları misali
Çağlar dolanıram yar deyi deyi

Çoktan beri terketmişem ben yari
Hasta yüreğimden çıkmıyor zarı
Yanar oldu sönmez yüreğim narı
Dağlar dolanıram yar deyi deyi

İKRAM’ın derdine yoktur çareler
Eyi olmaz şu sinemde yareler
Aylar günler sen ile kareler
Bağlar dolanıram yar deyi deyi

Gidiyor
Aras bir tecelli keşfetmiş haktan
Cemaline hayran olmuş gidiyor
Doğmuş derelerden dalgası taştan
Her bakana seyran olmuş gidiyor

Aras gümbür gümbür dağlardan akar
Sermest olmuş akar her yeri yıkar
Aşk ile bin türlü dalgalar çalkar
Halk yoluna kurban olmuş gidiyor

Kağızman dağları hey hey nidası
Esen Aras coşkun sular sedası
Derdi İkram beni kılmış hüdası
Baştan başa umman olmuş gidiyor
________________________________________

Halk şairi YUNUS (....- 1918 Sonrası)

Katranlı köyündendir. Ehl-i dil Türkmen aşığı olup kayıtlarda “Sarıkamışlı Yunus” olarak tanınmaktadır. Doğum tarihine rastlanmadığı gibi ölüm tarihi de bilinmemektedir. Kars’ın İlk, Kurtuluşu ve bu savaşta yararlığı görülenler üzerine söylediği bir destan ele geçmiştir.

1918 de Kars’ı Kurtaran Ordumuza Destan

Ben dua edeyim siz “âmin” deyin
Yaşasın Padişah berkarar olsun
Münevver olsun hem şanı yücelsin
Mağribden Maşrıka hükmü var olsun

Sağında solunda vezir, vüzerâ
Heyette bulunan vekil, vükelâ
Yaşasın etbahı beraber bile
Daima devranı bahtiyar olsun

Kurtuldu Kars Eli, Sürmeli bütün
Livana, Batum’da eder toy, düğün
Baku’ya, Tebriz’e vardılar bugün
Şanlı askerimiz pâyidar olsun

Yaşa Enver Paşa İslam penahı
Ona kömek olsun Şahların şâhı
Haydari-Kerrârı hışm-i İlahi
Destinde kılıcı zülfikar olsun

Kara-Kâzım Paşa akıllı vezir
Ona rehber olsun Hazreti Hızır
Siyaset ilminde tamam lânazir
Battal-i Gazi’ye beraber olsun

Ol Hâlid Paşa’dır din kahramanı
Zâloğlu-Rüstem’e benzer nişanı
Hışmeder dağıtır bütün düşmanı
Hamza’dan heybetli şir-i-ner olsun

Abdülmecid-Han’dır bir torunzade
Hiç yoktur emsali dar-i dünyada
Kılıcın vuranda Kûh-i-Polad’a
Gerek karşısında hor ü zar olsun

Kolordu emretti Kumandanına
Sancaklar açıldı İslam şanına
Kars Eli gark oldu Nuh-Tufanı’na
Hemişe düşmanlar târumar olsun

Cenkte her bir gazi kal’aya benzer
Bir coşkun dalgalı deryaya benzer
Yaylım-ataş top ejderhaya benzer
Mitiralyoz tüfenk sad-hezâr olsun

Süvari askerler tamam erenler
Dağıtın düşmanı kılıç vuranlar
Dilaver yiğitler pusu kuranlar
Zülcelâl Hazreti kömekdâr olsun

Kara-Nizâm yürür ses gibi akar
“Allah, Allah” sesi göklere çıkar
Siperden çıkanda süngüler takar
Düşman kanı yerde lâlezar olsun

Sefil YUNUS bu destanı söylerim
Ne ki hulkum da var bir bir paylarım
Cenâbi-Mevla’dan niyaz eylerim
Beğler huzurunda muhtasar olsun

Aşık DURSUN CEVLANİ (1900-1974)

Ağyar/Akyar köyünde 1900 yılında doğmuştur. Babası Hasan, anası Melek’tir. Kağızman’ın Yalnızağaç köyünden Lalizar Hanım’la evlenmiştir. Küçük yaşlardan başlayıp saz çalmış türküler söylemiştir. Uzun yıllar Ankara Radyosu Yurttan Sesler bölümünde türküler seslendiren Aşık Dursun Cevlani TRT Arşivine başta Köroğlu’nun “Bir Hışmınan Geldi Geçti” diye başlaşan Kiziroğlu adlı Koçaklama olmak üzere Gel Leylam Leylam, Saraydan İndi Yeridi, Beğim Gözün Aydın Olsun, İkrami’nin Başına Döndüğüm Kurban Olduğum, Gönül İster Gülün Koklamasını, Yaylalarda Üç Atım Var, Daha Daha Nelerim Var gibi bir çok eşsiz eser kazandırmıştır. Bir çok hikayeyi türküleriyle birlikte anlatan bir hikaye ustasıdır. 1974 yılında Ankara’da vefat eden Aşık Cevlani’nin şiirleri, oğlu Fikret Cevlani ve eniştesi Halil Kaya tarafından kitaplaştırılmıştır. Dursun Cevlani gelmiş geçmiş şairlerimiz hakkında geniş bilgisi olan ve ünlü Köroğlu Destanı'nın on iki kolunu bilen tek aşıktır.

LEYLAM

Gene bahar oldu bezendi dağlar
Hasretlik kâr etti gel Leylam Leylam
Yar senin ateşin sinemi dağlar
Gönülde mihmanım ol Leylam Leylam

Aşkın beni vurdu derbeder etti
Eyüb’den çok çektim cana kâr etti
Yıktı bu gönlümü virane etti
Yana yana oldum kül Leylam Leylam

Ta ezel tecellim kurmuş temeli
Leyla’yı severim Mecnun misali
Koy bana desinler Yusuf sevdalı
Olaydım kapında kul Leylam Leylam

Leyla Leyla dedim dağlar başında
Ot yayıldım çimen bitti dişimde
Bütün kuşlar yuva yaptı başımda
Gel buna bir çare bul Leylam Leylam

CEVLANİ bu halde kamandım kaldım
Yar senin derdinden sarardım soldum
Ben de Mecnun gibi Mevla’mı buldum
Kendine bir çare bul Leylam Leylam

AĞAÇ DESTANI

Adıma agaç dediler
Şimdi dinle nelerim var
Biten meyvemi yediler
Daha daha nelerim var

Muhammedin beşiğiyim
Ulu Kabe eşiğiyim
Çorbanızın kaşığıyım
Daha daha nelerim var

Adem safi damı oldum
Nuh Nebi'ye gemi oldum
Müslümana cami oldum
Daha daha nelerim var

Fidan iken beni kırdın
Saban yaptın tarla sürdün
Dostum beni hor mu gördün
Daha daha nelerim var

Tarak oldum başınıza
Köprü oldum işinize
Her türlü savaşınıza
Daha daha nelerim var

Önündeki masa benim
Elindeki asa benim
Çanak çömlek kase benim
Daha daha nelerim var

Bina oldum yapı oldum
Çeşit çeşit kapı oldum
Kazma kürek sapı oldum
Daha daha nelerim var

Beni kolay mı bulursun
Ayrılsan nerde kalırsın
Ben olmasam sen ölürsün
Daha daha nelerim var

Sağ iken gönümü soydun
Hem de kestin biçtin oydun
Yağ peynir kaymak doldurdun
Daha daha nelerim var

Niçin beni mahvedersin
Ben tüfeksem sen bir ersin
Kabrine bile örtersin
Daha daha nelerim var

Ben ağacım gülüm vardır
Dalımda bülbülüm vardır
Kovanımda balım vardır
Daha daha nelerim var

Her bir yanımdan biçtiniz
Benim kanımı içtiniz
Niçin bağrımı deştiniz
Daha daha nelerim var

Kalem yaptın yazı yazdın
Gemi yaptın suda yüzdün
Sen ne için beni kestin
Daha daha nelerim var

Saz da yaptın tel uzattın
Göğsüme sedef bezettin
Benimle zaman oynattın
Daha daha nelerim var

Kaplarına terek benim
Fırındaki kürek benim
Al bayrağa direk benim
Daha daha nelerim var

Dursun Cevlan çekmem keder
Ağacın medhini eder
Şehirden ta köye kadar
Daha daha nelerim var

YUNUS EMRE

Allah diye yanan yiten,
Selam sana Yunus Emre,
Cananı canı terk eden,
Selam sana Yunus Emre

Aşkın deha şanın beka.
Ünün şalmışsın afaka.
Sözün gözün özün Hakka.
Selam sana Yunus Emre

Arayı arayı buldun,
Taştın gönüllere doldun,
Sen ölmedin mektep oldun,
Selam sana Yunus Emre.

Rahat etsen Hak katında.
Güçlü iman var katında,
Erenlerin sıfatında,
Selam sana Yunus Emre.

Cismin gitti, ismin kaldı,
Devir döndü zaman geldi,
Adını "Çifteler" aldı,
Selam sana Yunus Emre.

Göreyim nur yüzün hani,
Ey Piri Sultan'i fani,
Geliyor Dursun Cevlani,
Selam sana Yunus Emre.

* Aşık ÜZEYİR PÜNHANİ (1917- 1998)

Asıl adı Üzeyir Göktekin olan Pünhani mahlaslı aşık 1917 yılında Aşağı Kotanlı köyünde doğmuştur. Babası İsmail, anası Muhsine’dir. Pünhani köylerine gelen aşıklardan etkilenerek saz çalmaya türkü söylemeye başlamış ve geleneği öğrenerek aşıklığı devam ettirmiştir.
Çok sayıda hikaye bilen ve anlatan bir aşıktır.1942 yılında evlenmiş ve hanımı Hanperi’den sekiz çocuğu olmuştur. Oğlu Coşkun Gökteniz’i aşık olarak yetiştirmiştir.
Kars Aşıklık geleneği içinde yer alan makamların çoğusunu çalıp okuma yeteneğine sahip Pünhani bir çok şiir bırakarak 1998 yılında Kars’ta vefat etmiştir.

DİVAN

Biz bu aşkın tüccarıyız çekilen kervan bizim
Yükümüz mücevher dolu tükenmez mercan bizim
Bize bakıp tan edenler hakikatten uzaktır
Yaralara derman saran ağızda derman bizim

Ne Ferhat’ız ne Mecnun’uz yolumuz dağlar taşlar
Göksümüz iman deryası Hakkın gemisi işler
Kim için feryat ederiz şahit gökteki kuşlar
Vereceğiz canımızı yazılan ferman bizim

Bizim sırrımız gizlidir bunu hiç kimse bilmez
Biz ölür gideriz amma kalır ismimiz ölmez
Öyle bir gizli esrar ki bunu hiç kimse bilmez
Buna gönülden inandım ÜZEYİR PÜNHAN bizim

SONRA GEL

Sevda mektubunu attım postaya
Alırsan yüzüne sür de sonra gel
Aşkın kemendiyle beni bağladın
Seversen Mevla'yı kır da sonra gel

Gezdirip arkandan gel beni yazma
Gider güzelliğin kendini kurma
Kaşların hilaldir saçların sırma
Yakışır gerdana ör de sonra gel

Bunca yıl Pünhani n'ettin eyledin
Yıktık bu gönlümü viran eyledin
Tez gelirim diye yalan söyledin
Hakikat ikrarın ver de sonra gel

* Aşık KURBANİ (1923- ? )

Selim’in Iğdır köyünde 1923 yılında doğmuştur. Asıl adı Kurbani Kılıç (Piralioğlu) olup yazdığı şiirlerde Kurbani mahlasını kullanmıştır. Çok sayıda plak ve kaseti vardır.TRT Arşivlerine Üç Kız Bir Ana, Göleli Gelin, Memocan, Perom Yaylada, Süsem Sümbül, Yıldız, Sunam Yayladan Gelir ve Sıra Sıra Gelen Mektep Uşağı gibi değerli türküler kazandırmıştır. Aşık Dursun Cevlani ile akrabadır. Cevlani’nin Kurbani üzerinde ustalık emeği vardır. Bir kamu kuruluşundan emekli olduktan sonra vefat etmiştir.

İSRAF

İsraf edeni Hak sevmez
Savurup israf etmeyin
Müsrüfe halk yahşi demez
Har vurup israf etmeyin

Ölüm yokmuş gibi çalış
Tasarrufa mutlak alış
Damla damla kuruş kuruş
Bitirip israf etmeyin

Nerde gelse başın dara
Orda sana olur çare
Yaman günde dost dur para
Batırıp israf etmeyin

Aktarın kara toprağı
Besleyin bahçeyi bağı
Kavun karpuzu kabağı
Ezdirip israf etmeyin

Arpa buğdayı çavdarı
Sebzeleri meyveleri
Ekmekleri yemekleri
Ekşitip israf etmeyin

Kışın doku kilim halı
İpekliyi sat pahalı
Çalışın bizim ahali
Boş durup israf etmeyin

Kağıdı çöpe atmayın
Lambanızı hep yakmayın
Musluğu sıkı kapmayın
Akıtıp israf etmeyin

İnci boncuk takılara
Pudra parfüm kokulara
Viski şarap rakılara
Şaşırıp israf etmeyin

Deniz hava karalarda
Kokteylerde balolarda
Bin kişilik salonlarda
Taşırıp israf etmeyin

Seyahatte siyasette
Her bir türlü ziyafette
Örnek olun riyasette
Aşırık israf etmeyin

Arif olan bizi anlar
Tasarruf hürriyet sağlar
Savaşanlar barışanlar
Azdırıp israf etmeyin

KURBANİ son ver kelâma
Duyur kelâmı âleme
Hakkını ver bu kaleme
Yazdırıp israf etmeyin

BULUTLAR ÖPER YÜZÜNÜ

Bulutlar öper yüzünü
Bizim dağların dağların
Baharda görsen nazını
Bizim dağların dağların

Yurdum yuvam meskenimsen ay dağlar
Ezelden beri menimsen ay dağlar

Yaylası var ovası var
Panzehirli havası var
Erenlerden duası var
Bizim dağların dağların

Yurdum yuvam meskenimsen ay dağlar
Ezelden beri menimsen ay dağlar

ÜÇ KIZ BİR ANA

Yaylasından inmişler üç kız bir ana
İnmişler aman ağlarlar yana yana
Karaları giymişler üç kız bir ana
Giymişler aman ağlarlar yana yana

Acınır hallerine üç kız bir ana
Çıkmışlar dama ağlarlar yana yana
Sokuldum yanlarına üç kız bir ana
Demezler bana ağlarlar yana yana

Bilmem nasıl güzeller üç kız bir ana
Güzeller aman ağlarlar yana yana
Gözlerini süzerler üç kız bir ana
Gülmezler aman ağlarlar yana yana

Aşık KURŞUN SARAÇ ( UMMANİ )

1933 yılında Kars ili, Posof ilçesi, Sarıçiçek köyünde doğdu. Babası Selimoğullarından Molla Osman’ın oğlu Ağali ağa, annesi Aşık Kamber’in kızı Urubiye hanımdır. Uzun yıllar Selim ilçesinde yaşadığı için aşık Ummani’yi bir Selim’li olarak görüyoruz. Ki çocuklarının bir çoğu burada doğmuş ve büyümüştür. Aşık Ummani 1960 yılına kadar Posof ilçesinde yaşadı. Daha sonra Kars’ın Selim ilçesine yerleşti ve burada 14 yıl ikamet etti. Daha sonra da Bursa ili, Kestel ilçesi, Burhaniye köyüne yerleşti. Eşinin adı Fatma’dır. Sümmani, Sevgi, Nuran, Enver, Ayten, Serkan ve Nurten adlarında 7 çocuğu vardır. İlkokulu 4. sınıfa kadar okudu. Diplomasını ise 48 yaşında iken Atatürk’ün doğumunun 100. yılı dolayısıyla düzenlenen okuma, yazma kursunu bitirdikten sonra aldı. Aşık oluşu şu şekilde cereyan etmiştir. Çocukluk yıllarında köylerinde okul olmadığından köylerine 7 km. uzaklıkta olan Beyazkayın köyüne yaya olarak gidip, gelirmiş. 23.02 1948 yılının bir kış gününde okuldan eve dönerken çarpıntı ve baş dönmesinden dolayı bir kayanın altına oturur. Burada bir müddet uykuya geçer. Rüyasında: Çok güzel bir odanın içindedir. O güzel odanın içinde pirlerle, dervişlerle iki rek’at namaz kılar ve okunmuş dualı bir bardak şerbeti ikram ederler ve “ Al yavrum! Allah’ın, Rasulullah’ın, Kuran’ın ve Pirler’in aşkına iç” diyerek içirirler. Daha sonra önüne iki kitap getirirler. Biri Arap harfleriyle yazılı Hz. İbrahim’e inen sahifeler, biri de Lokman Hekim’in ilaç kitabı. Bu iki kitabı da okuturlar. Yine aynı rüyanın içinde Sevgilisi Meliha hanımı kendisine gösterirler. Meliha hanım’ın elinde bir elma vardır bu elmayı dört dilim eder ve üç dilimini kendisine verir bir dilimini de Meliha hanım’ın kendisi yer. Sonra bir denizin üstünde yürüdüğünü görür ve bu deniz’in adı nedir? Diye sorduğunda, kendisine “ umman” dır demişler. Bundan sonra da kendisine “ Ummanî” mahlasını vermişler.

Bundan sonra ummani olarak gözüne güzel görünen her şeye türküler yaktı ve şiirler yazdı. Bu arada dağlarda çiçekler, yapraklar toplayarak insanlara ilaçlar yapıyordu. Rüyasında gördüğü sevgilisini de gerçek yaşamında birkaç kez gördü, fakat muradına eremedi. Aşık oluşu böyle başlamıştır. 1949 yılında ilk türkülerini okumaya başladı. İlk ustası Posof’lu aşık Müdami Babadır. Aşık Müdami’den saz ve edebiyat dersleri alır. Askerlik yıllarında ise Zülali Baba’dan bir çok şiir, güzelleme, maniler, tecnis türküleri, 14 heceli varsağı ve taşlamalar hakkında bilgiler alır. Daha sonra aşık Efkari (Adem Efkari ) ile 4 yıllık bir çalışması olur. Bir çok yarışma ve şenliklere katılarak Türkiye’nin bir çok ilini gezme fırsatını da bulur. Şiirleri o dönemin önemli gazete ve dergilerinde yayınlandı. Aşık Ummani, Karslı aşıklarımızdan İlhami Demir, Murat Çobanoğlu, Rüstem Alyansoğlu, Dursun Cevlani, Aşık Reyhani, İsmail Azeri, Aşık Paşa Yanguni gibi bir çok aşıkla çalışmış ve atışmalarda bulunmuştur. 1973 yılında ümit Kaptancıoğlu ile Selim İlçesinde bir bant doldurur bu bandı İstanbul Radyosunda yayınlanır. Daha sonra İstanbul Radyosunda Yücel Paşmakcı ve İsmail Azeri ile beraber programlar yapar. 1980 yılında Ankara Radyosunda Günaydın programında programlar yaptı. Aşık Ummani 184 yılında Adapazarı’nda atışma yaparken yüksek tansiyon nedeniyle hastaneye kaldırılmış ve Adapazarı Devlet Hastanesinde vefat etmiştir. Kabri Bursa, Ketsel ilçesi, Burhaniye Köyündedir. Kabri Konya Kültür turizm Derneği başkanı tarafından yaptırılmıştır.

BİRLİK İLE

Çeşmelerin sularından
Göl yaparız birlik ile
Derelerin sellerinden
Nil yaparız birlik ile

Bu ülkenin vatandaşı
Hoş eyleriz bu teftişi
Türkiye de dağı, taşı
Gül yaparız birlik ile

İnsanların temiz huyu
Birbirinden olur iyi
Ummani’nin küçük köyü
İl yaparız birlik ile

GÜVERCİNLER

Çıkar uçarlar hava da
İner konarlar yuva da
Lisanları hoş dua da
Güvercinler güvercinler

Yüzleri var gülek gibi
Dolaşırlar felek gibi
Gökten inmiş felek gibi
Güvercinler güvercinler

Kanadını açıyorlar
Neşe ile uçuyorlar
Semalara geçiyorlar
Güvercinler güvercinler

Hiç bunlarda yoktur keder
Tektir ilahiden kader
Durur Hakka semah eder
Güvercinler güvercinler

Hak yolunda koşar bunlar
Gönüllerden coşar bunlar
Huzur ile yaşar bunlar
Güvercinler güvercinler

Bir birine inat etmez
Bir birini yada atmaz
Bir birinden uzak gitmez
Güvercinler güvercinler

Yaradanın işi bunlar
Bir birinin eşi bunlar
Yüce Mevla kuşu bunlar
Güvercinler güvercinler

Hak yolunda birleşirler
Arslan gibi erleşirler
Hoş ötüşür gürleşirler
Güvercinler güvercinler

Ummani de coşa geldi
İlhamını Haktan aldı
Beni derin aşka saldı
Güvercinler güvercinler

BİR DEYİŞ

Benim yarim güzellerin güzeli
Ben gönülden seviyorum ezeli
Yaratılmaz yaratıyor alemi
Benim yarim güzellerin güzeli

Canlı cansız alemlerin biridir
Ölümü yok ebediyen diridir
Uzağı yok her varlıktan beridir
Benim yarim güzellerin güzeli

Der Ummani hikmetinden sorulmaz
Kendi büyük asla göze görülmez
Ölümsüzdür asla ölüp, dirilmez
Benim yarim güzellerin güzeli

YALAN SÖZ

Aziz dostum dikkat eyle
Yalan sözün seni bozar
Her sözünü doğru söyle
Yalan sözün beni bozar

Olgun insan taban dövmez
Arif olan kendin övmez
Allah yalancıyı sevmez
Yalan sözün dini bozar

Der Ummani yanlış koşma
Boş laf ile dağlar aşma
Yürü doğru yoldan şaşma
Yalan sözün yönü bozar

KEMAL ATATÜRK

Burcusun yüce vatanın
Mustafa Kemal Atatürk
Unutulmaz senin şanın
Mustafa Kemal Atatürk

Hakikatlı yola uyan
Sevgisini kalbe koyan
Mutlu olur Türk’üm diyen
Mustafa Kemal Atatürk

Askerinden devletine
Güneş oldun milletine
Aşık olduk gayretine
Mustafa Kemal Atatürk

Saygı ile sözündeyiz
Sevgi ile gözündeyiz
Sonsuza dek izindeyiz
Mustafa Kemal Atatürk

Bütün dünya seni bildi
Gönüllere sevgi doldu
Cihan seni örnek aldı
Mustafa Kemal Atatürk

Ummani der yoktur eşin
Gökyüzünde senin başın
Nur olsun toprağın taşın
Mustafa Kemal Atatürk

TÜRKLERİZ

Türklük kardeşliktir yoktur yadımız
Düşmanın üstüne varan Türkleriz
Tarihlere geçmiş yüce adımız
Düşmanın canına vuran Türkleriz

Hışma gelip yüce dağlar aşanda
Zaferden zafere durmaz koşanda
Allah Allah deyip hele coşanda
Düşman ordusunu kıran Türkleriz

Rabbimiz Allahtır, haktır dinimiz
Dünyaya tanınmış şeref, şanımız
Bu aziz vatana feda canımız
Düşmanı yere seren Türkleriz

Ey Ummani yoktur asla derdimiz
Tunç siper olmuştur ön ve ardımız
Yaşa Türk milleti, şanlı ordumuz
Vatanı koruyan arslan Türkleriz

Aşık RÜSTEM ALYANSOĞLU (1939 – 1981)

1939 yılında Selim ilçesinin Baykara köyünde doğdu. Âşıklık geleneğine ilişkin ilk bilgileri yörenin âşıklarından olan babası Hüseyin Alyansoğlu’dan aldı. Köyüne gelen bir göçebe kızı olan Bergüzar’a âşık olduktan sonra şiir yazmaya ve bağlama çalmaya başladı. Önce yöredeki, daha sonra Türkiye’nin öteki yörelerindeki bir çok âşıkla tanışıp karşılaşma olanağı buldu.
Kendi anlatımıyla, Kuzeydoğu Anadolu’nun ünlü âşıklarından Şenlik ve Sümmani’nin etkisinde olan Aşık Alyansoğlu, hem usta malı türküleri hem de kendi türkülerini söyledi. 1970 yılından itibaren Konya Âşıklar Bayramına katıldı. Çeşitli dallarda birincilik ödülleri aldı. Şiirlerinde ağırlıklı olarak gurbet, yoksulluk gibi konuları işledi. Öteki dallarda da birçok örnek verdi. Aşıklık geleneğini yurtiçinde ve yurt dışında devam ettirdi. Birkaç tane de çırak yetiştirdi. Bunlardan bir tanesi de yeğeni Mansur Alyansoğlu’dur. 41 yaşlarında iken yakalanmış olduğu amansız bir sarılık hastalığından kurtulamayarak 21.10.1981 yılında arkasında eşini ve gözü yaşlı 5 çocuğunu bırakarak Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

DÖNDÜ

Bana derler kederin yok,
Yanık bağrım taşa döndü.
Gecelerim hayal oldu,
Gündüzlerim düşe döndü.

Yüküm gider kervan gibi,
Gülmeyen bezirgan gibi,
Dünya bir merdivan gibi,
Yollarım yokuşa döndü.

ALYANSOĞLU yok imkanım,
Suyu bitmiş değirmenim,
Ne evim var ne mekanım,
Bir yuvasız kuşa döndüm.

NERDE

Cahil insan ile edersen pazar
Maya nerde zarar nerde kâr nerde
Gün gelir ki dostu dostunan üzer
Selam nerde sabah nerde sır nerde

Mevla emreyledi levh-i kaleme
Melekleri boyun eğdi selama
Nur-u didarına vardı kelâma
Musa nerde asa nerde Tur nerde

ALYANSOĞLU derler boş geçti zaman
Eyüp’e dert verdi Yusuf’a zindan
Hızır’a aşk verdi Yunus’a umman
Balık nerde Yunus nerde tor nerde

YOKSULUN

Dünyaya gelmeden felek peşinde,
Asla hiç güler mi yüzü yoksulun.
Bir lezzet görmedi tatlı aşında,
Kurumuş temelden tuzu yoksulun.

Durmadan baktırır her gün falına,
Saat bulmaz kayış bağlar koluna,
Beş kuruş getirip versen eline,
Tutmaz eli, görmez gözü yoksulun.

Yastığı şapkadır, ceket yorganı,
Yavan ekmeğidir kuru soğanı,
Bir çuvalı vardır bir de urganı,
Kaldırmaya tutmaz dizi yoksulun.

ALYANSOĞLU bu ahvale erilmez,
Dolu vurdu çiçekleri derilmez,
Her ne söylenirse kulak verilmez,
Yalan olur doğru sözü yoksulun.

BAYRAM GÜNLERİNDE

Komşular bir birisine,
Vara bayram günlerinde.
Açılan dil yarasını,
Sara bayram günlerinde.

Bayram günü arzusunu,
Unutsunlar sızısını,
Dertli anam kuzusunu,
Sara bayram günlerinde.

ALYANSOĞLU şiir düzdü,
Düzdükçe göz yaşı süzdü,
Kıbrıs’a bir tebrik yazdı,
Vara bayram günlerinde.

GEL GEL

Yaz bahar ayında arzu eyledin
Birde bizim elin kışına gel gel.
Hasta düştüm üzerime gelmedin,
Ben ölürsem boşu boşuna gel gel.

Çaldıkça sazımı artar kederim
Demek böyleymiş benim kaderim
Dört kaptanlı bir gemide giderim
Dostların seyreder peşine gel gel.

Dertli aşık seni bekler burada
Bu gidişle eremedim murada
Gelip sorsan Alyansoğlu nerede
Baykuş konmuş mezar taşıma gel gel.

MUHANNET

Çok zamandır terk eylemiş yurdunu
Gelip hanesine dönmez muhannet.
Soran yok ki bu garibin derdini
Geçer selamını vermez muhannet.

Yabancılar bağlarından gül çeker
Kulaklarım ses de, gözüm yol çeker
Ne haber gönderir ne de tel çeker
Mektup da halimi sormaz muhannet.

Alyansoğlu yüreğinden karalı
Gönüller yakındır menziller aralı
Vurdu yüreğimden koydu yaralı
Gelip yaralarım sarmaz muhannet.

Halk şairi MUZAFFER BOZ

1935 Yılında Kars, Selim İlçesi, Beyköy Köyünde 9 kardeşin 4.üncüsü olarak dünyaya geldi. İlkokul mezunu olup, okulu kendi köyünde okudu. 1956 yılında asker oldu. Askerliğini Kütahya hava er eğitim tugayında çavuş olarak yaptı. Askerlikten sonra çocukluğundan beri içinde taşıdığı imam olma arzusunu gerçekleştirmek istedi. Ancak tam o sıralarda bir hastalığa yakalandı. Yaklaşık 20 yıl bu hastalığı çekti. Bu nedenle kadrolu imamlık sınavlarına giremedi. Ama uzun yıllar fahri imam olarak görev yaptı. Görev yaptığı köy sayısı 10 kadardır. Hâla içinde imamlığa duyduğu hasreti taşıyan Muzaffer BOZ, aynı hevesle şiirlerde yazmıştır. Şiir’e çok önem vermiştir. Yıllardır yazdığı şiirleri muhafaza etmiştir. Şiirlerinde akıcı bir dil kullanmıştır. Şiirlerinde Allah ve Peygamber sevgisine fazlaca rastlanmaktadır. Şiirleri tasavvuf tarzında yazılmıştır. 100’e yakın şiir’i vardır ve tamamen kafiyelidir. Şiirleri kısmen Erdinç TİP’ in “ Selim’li Halk Şairlerimiz” adlı kitabında yayınlandı. Şairimiz evli ve 3 kız 3 erkek olmak üzere 6 çocuk babasıdır.

Şair irtibat :

Adres : Beyköy Köyü Selim / KARS
Telefon Numarası : 0474-471 5160

NE DİLİ İNCİT

Kadir Mevla’m dır bizleri gözler,
Bu aciz canlar Huda’yı özler,
Değere değmeze söyleme sözler,
Ne ağzı yor ne dili incit.

Yalvaralım cenabı Bari ’ya,
Şeytani arzular geçmez araya,
Değme şu bal yapan arıya,
Ne kovana dokun ne balı incit.

Çalışanlar çıkar Allah yoluna,
Cenabı Hak nazar eyler kuluna,
Olur olmaz yükü alma dalına,
Ne sırtan dokun ne beli incit.

Hayır gelmez hayırsız elden,
Su bulunmaz daim kuru gölden,
Fenalık gelir küfürlü dilden,
Ne ayağa dokun ne eli incit.

Rahmeti istersen mescide uğra,
İyilikleri topla doldur bağra,
Olur olmaz kendini atma harğa,
Ne suya dokun ne seli incit.

Ne mekan iste ne de tacı,
Tevazu etmektir dertler ilacı,
Kaim olsun her an gönül ağacı,
Ne budağa dokun ne dalı incit.

Bülbül aşıktır her dem güle,
Geçidi bulmazsan vurma sele,
Erişmek istersen menzile,
Ne zamana dokun ne yolu incit.

Yolumuz böylece varır ağıra,
Demir pas tuttukça döner bakıra,
Sular çağlayıp akar, iner çukura,
Ne çukura dokun ne gölü incit.

Bu dünyanın sonu yürüyen sefer,
İyi ameller kullarda cevher,
Senin neyin var ey Muzaffer,
Ne vücuda dokun ne hali incit.

GÜZEL KARS’TA

Kars ilimiz hudut taşı,
Ruslar kaldırır daim başı,
Plan şekli bulunmaz eşi,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Bayrağı dikti ol Halit Paşa,
Fermanı yazıldı toprağa, taşa,
Allah bir Rasulle başladı işe,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Sınırı keser Allah’u Ekber,
Türk askeri burada gezer,
Yolları kesti tipi ile kar,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Celal baba ile Hasan Harkani,
Toprağı, taşı şehitler kanı,
Nuşi revan civarı, harabe Ani,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Ermeni’yi sürdü gitti gümrüğe,
Hep beraber Allah diye diye,
Kimisi atlı kimisi yaya,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Sınırı çizildi Iğdır, Hanak’ta,
Çorbaları kaldı şahan çanakta,
Allah her şeyi var etti yokta,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Meşhurdur yağı ile peyniri,
Milleti kahraman hepsi diri,
Aşık Şenlik’in, ozanlar yeri,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Hududu bekler Mehmetçikleri,
İleri gidilir kalınmaz geri,
Bir tabur askere değer her biri,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

Muzaffer’im yedim ekmeğin, aşın,
Tarihin bilinmez, bilinmez yaşın,
Selim gözündür, Kağızman kaşın,
Serhat ilimiz güzel Kars’ta.

KOYDU FELEK

Bilmem ne ettim feleğe,
Beni öğüttü koydu eleğe,
Her bir denimi bir deliğe,
Koydu felek, koydu felek.

Gecem gündüz oldu ayaz,
Yaş dolmadan saçım beyaz,
İmdada yetiş Hızır, İlyas,
Oydu felek, oydu felek,

Eğri, büğrü yürüyüşümü,
Duman sardı görüşümü,
Ben anlamadım duruşumu,
Soydu felek, soydu felek.

Girmedi sesim avazlara,
Söz geçmedi oğul, kızlara,
Sınır dışı, deli düzlere,
Koydu felek, koydu felek.

Dedim dönerim bu zararda,
İstifa edemedim bu yararda,
İsmim okundu her mısrada,
Yaydı felek, yaydı felek.

Yan bakarsa sana komşu,
Zehir olur ekmeği, aşı,
Merhametli ol sen ey kişi,
Toydu felek, toydu felek.

Haberim yok yılda, ayda,
Hiç kimsede yoktur fayda,
Dünya hali hep bir huyda,
Buydu felek, buydu felek.

Muzafferim aklım kesmedi,
Rüzgar geldi bana esmedi,
Zehir yedim içim kusmadı,
Sustu felek, sustu felek.

DÜŞTÜ ASKER

Harbe hazır Enver paşa,
Yolu düştü dağa,taşa,
Görülmemiş bir savaşa,
Düştü asker, düştü asker.

Harp sırası vermez ara,
Kader neyse olmaz çare,
Allah’u Ekberde beyaz kara,
Şaştı asker şaştı asker.

Görülmedi böyle haller,
Kapanmıştı bütün yollar,
Tutmaz oldu ayak, eller,
Biçti asker biçti asker.

Ermeniler Kars’ı bastı,
Sular dondu dolmaz testi,
Tipi, boran yolu kesti,
Geçti asker geçti asker.

Geynik zayıf, yoktu aba,
Dere, tepe, karı kaba,
Çok ağladı ana, baba,
Coştu asker coştu asker.

Kader oldu hep manalar,
Yolda kaldı çok daneler,
Gözü yaşlı tüm analar,
Yaştı asker, yaştı asker.

Üzgün düştü komutanlar,
Dedi verilmez bu vatanlar,
Hak yoluna giden canlar,
Hoştu asker, hoştu asker.

Geçilmesi zor bu dağlar,
Geldi geçti nice çağlar,
Gönlünü hep Hakka bağlar,
İman ile göçtü asker.

Muzaffer aldı bu haberi,
Hepsine rahmet olsun bari,
Tüm milletim çekti zari,
Kahramanca düştü asker.

Halk şairi OSMAN DEMİR

1943 Yılında Kars, Selim ilçesi, Eskigazi Köyünde doğdu. 12 yaşın da iken annesini kaybetti. Çileli ve ıstıraplı bir hayat yaşadı. İlkokul mezunu olan Osman DEMİR, İlkokulu kendi köyünde okudu. Hayatın verdiği güçlüklerin üstesinden sabrederek ve Yüce Allah’a tevekkül ederek gelmiştir. Şiir yazmaya o yıllarda başladı.
1963 yılın da kendi köyünden olan sevdiği kızla evlendi. Bu evlilikten altısı kız, üç’ü erkek olmak üzere toplam 9 tane çocuğu oldu. Şuan on dokuz tanede torunu vardır. İstanbul da ikamet etmektedir. Şiirlerinde Allah ve peygamber sevgisine sıkça rastlanır. Bunun yanında tabiat sevgisi, vatan sevgisi ve iyi bir insan olma ile ilgili şiirler yazmıştır.

Şair irtibat :
Adres : Akpınar Mh. Malkoçoğlu Cad. Can sk. No.1 Samandıra- Kartal – İST.
Telefon Numarası : 0536. 472.4237

GENÇLİK GİDER

Bir gün gelir ihtiyarlık,
Seni yakalar türlü darlık,
Para etmez servet, varlık,
Gençlik elden gittiği zaman.

İlk eseri saç ve sakal,
Gençlik gitti sen ibret al,
Zikir eyle tefekküre dal,
Gençlik elden gittiği zaman.

Siyah saçlar olur beyaz,
Sen Allah’a eyle niyaz,
Ölüm peşine döner pervaz,
Gençlik elden gittiği zaman.

Allah için al, ver nefes,
Sana gelir o güzel ses,
Amel olur sana kafes,
Gençlik elden gittiği zaman.

İhtiyarlık gelince başa,
İster isen zenbil de yaşa,
İhtiyarlık benzer kışa,
Gençlik elden gittiği zaman.

Sana sığınmışım Ya Rabbi,
Bize verdin son Habibi,
Şefaat etsin bize Nebi,
İhtiyarlık başa geldiği zaman.

ÖMRÜM

Geldi geçti benim ömrüm,
Ömrüm kadrini bilmedim.
Boşa geçmiş senelerim,
Canım’ın kadrini bilmedim.

Çok çalıştım seni yıprattım,
Gecemi gündüze kattım,
Nice günler yerde yattım,
Ömrüm kadrini bilmedim.

Bilmezdim ömür tez biter,
Bir gün gelen bir gün gider,
Ben ömrümü ettim heder,
Ömrüm kadrini bilmedim.

Kimseden almadım hiç ders,
Bende vardı güzel heves,
Geçmiş boşa bunca nefes,
Nefes kadrini bilmedim.

Ey oğul düşün eyle fikir,
Sığın Hakka eyle zikir,
Gençsin tam çağındır şükür,
Gençlik kadrini bilmedim.

Yaklaşıyor her gün ölüm,
Yaş geçti solmakta gülüm,
Hiçbir şeye gitmiyor elim,
Gülüm kadrini bilmedim.

GÖRÜNÜŞ İNSAN AMA DEĞİL

Yürü git be yalan dünya,
Çeşit çeşit insanın var.
Gezdim nice gurbet, diyar,
Görünüş insan, yılanın var.

Anladım her şeyin yalan,
Bir tek Yaradan’a inan,
Kimi akrep, kimi çiyan,
Görünüş insan, çiyanın var.

Hep insana bakar gülersin,
Kendine taptırmak istersin,
Çok tatlı dünya hevesin,
Görünüş insan, çakalın var.

Görünüşün koyun huylu,
Bazen tüysüz bazen tüylü,
Hem şehirli hem de köylü,
Görünüş insan, canavarın var.

Sana tapan hep yanılır,
Menzil almaz yol da kalır,
İnsan olan Hakkı bulur,
Görünüş insan, tilkisi var.

İnan sana asla tapmam,
Kötü işi düşünüp, yapmam,
Haktan, adaletten sapmam,
Görünüş insan, sapanın var.

RÜZGAR

Bir gün seyrettim alemi,
Aldım elime kalemi,
Rüzgara verdim selamı,
Bana iyi bak dedi rüzgar.

Dedim görmüyorum seni,
Dedi göremezsin beni,
Hak vermiş bana bedeni,
İyi fikir et dedi rüzgar.

Bazen esiyorum serin,
Görüyorum çok eserin.
Bilmiyorum senin yerin,
Bil yerimi dedi rüzgar.

Bazen esiyorsun sıcak,
Kimse bilmez ne olacak,
Onu Rabbim bilir ancak,
Düşün anla dedi rüzgar.

Bazen esiyorsun çok sert,
Gören alır senden ibret,
Rabbim vermiş büyük kudret,
Gör bunu dedi rüzgar.

Dedi gezme gafil gafil,
Yağmura hükmeder Mikail,
Surun müvekkili İsrafil,
Eğer biliyorsan dedi rüzgar.

YA RASULALLAH

Mevla’nın hikmeti ezel,
Ne yaratmış hepsi güzel,
Sana sığınmışım lemyezel,
Şefaat ya Rasulallah.

Hak aşığı içmiş bade,
Yoldan şaşma sen ziyade,
Hak vermiş cüz’i irade,
Şefaat ya Rasulallah.

Yönelip Hakka durana,
Kalbe Hak deyip vurana,
Kalbini vermiş Kur’ana,
Şefaat ya Rasulallah.

Dünyaya geldik bir sefer,
Amelin eyle mücevher,
Gelir bir gün çift melekler,
Şefaat ya Rasulallah.

Defterinde varsa sevap,
Meleklere verirsin cevap,
Güzel amel ölmeden yap,
Şefaat ya Rasulallah.

Aklımdan çıkmıyor bir an,
Benim olsa bütün cihan,
Himmet eyle gülsün Osman,
Şefaat ya Rasulallah.

GİDER MEVLA YA

Hele seyret şu alemi,
Nasıl yaratmış yaradan.
insan oğlu yünün tutup,
Gider Mevla ya Mevla ya.

Dere, tepe, ova, dağlar,
Yüce dağlar niçin ağlar,
Gözyaşım su olup çağlar,
Gider Mevla ya Mevla ya.

Neler vermiş mevcudata,
Yüce Hakka, etme hata,
Gökte dolaşan buluta,
Gider Mevla ya Mevla ya.

Bak bulutun gezişine,
Ondan yağmur inişine,
Akıl erdiren Hak işine,
Gider Mevla ya Mevla ya.

Düşer yağmur ovaya, dağa,
Hayat olur bahçeye, bağa,
Ölü toprak döner sağa,
Gider Mevla ya Mevla ya.

O topraktan çıkan nimet,
Mevla’m ona etmiş himmet,
Kim ondan alırsa kısmet,
Gider Mevla ya Mevla ya.

Halk şairi MURAT BOZKURT

1945 yılında Selim ilçesi, Kamışlı Köyünde bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. 13 yaşında iken hem anneden hem de babadan yana yetim kaldı. Bu yaşlarda iken komşuları tarafından evlendirildi. Bundan sonra hayatı zorluklarla geçti. 1963 yılında devre kaybı olarak askere gitti. Acemi birliği İzmir istikam taburunda, usta birliğini Çorlu’da çavuş olarak yaptı. Askerlikten sonra köye döndü tarım ve hayvancılıkla uğraştı. Hâlen aynı köyde ikamet etmektedir. Şiir yazmaya ilkokul yıllarında başladı. O yıllarda türkü söyler şiir yazardı. Şiir’e aralıklarla devam etti. Ama hiçbir zaman şiiri bırakmadı. Şiirlerini genellikle kafiyeli ve hece veznine göre yazmıştır. Şiirlerinde günümüz Türkçe’sini iyi kullanmıştır. Şiirlerinde vatan sevgisi, insan sevgisi, birlik ve beraberlik… Allah ve Hz. Pargamber sevgisini sık sık işlemiştir. Şiirlerini yöresel tüm etkinliklerde okudu. İki yıl Aşık Murat Çobanoğlu aşıklar bayramına katıldı. Ve muamma dalında üçüncü oldu. Bir şiiri Tv. de İkbal GÜRPINAR tarafından okundu. Yine her yıl düzenlenen “ Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerinde Peygamberimize yazdığı şiirlerini okumaktadır. Şairimiz evli ve Fahrettin, Gürcan, Serpil ve Hülya adlarında 4 tane çocuğu vardır.

Şair irtibat :
Adres : Kamışlı Köyü Selim, KARS
Telefon : 0474. 473. 6131

KARS’TAN SELAM OLSUN
ANADOLU’YA

Vatan toprağından ozan yurdundan
İlden ile selam var selam olsun.
Bizim arzumuz tüm Anadolu’ya
Kars ilinden selam var selam olsun.

Birlik beraberlik yarışımızdan
Sevgi dolu sevgi yarışımızdan
Kazım paşamızın öz vatanından
Gül mekana selam var selam olsun.

Barış yorganını örenlere de
Gölgesine gelip girenlere de
Bize gelemeyen ozanlara da
Kucak dolu selam var selam olsun.

Selam olsun sana ey şanlı bayrak
Sana sevdalıyız ne güzel bir aşk
Cumhuriyettir bizde en son durak
Ozanlardan selam var selam olsun.

Vatan bizimdir bayrak bir bizimdir
Cami bizimdir, ezan bir bizimdir
Devlet erkanıyla düzen bizimdir
Al bu şandan selam var selam olsun.

Köylü kardeşin yazdı, yazdı destan
Küçük yaştan öksüzüm oldum çoban
Bir canım var Türk gençliğine kurban
Murat Bozkurt selam var selam olsun.

OL MUHAMMED

Dinimizin direğidir
Kainatta ol Muhammed
Doğuşundan kıyamete kadar
O bizlere hak gül Muhammed.

Peygamberlerin son incisi
İlim, irfan kainatın birincisi
Sünneti seniyyenin hakikisi
Ne büyük bir hal Muhammed.

Gölgesi yere inmezdi
Önünü, arkasını görendi
Sinekler ona konmazdı
Taş üstünde yol Muhammed.

Neye murat etse nuru inerdi
Daim barış yoluna giderdi
Başında beyaz bulut gezerdi
Gözlerin seli Muhammed.

Doğar doğmaz secdeye vardı
Bütün Kainatı huzur sardı
Bu aleme gül Muhammed,
Murat Bozkurt’a gel Muhammed.

TÜRKİYEM

Dalga dalga engelleri aşarsın
Sokağına kurban senin Türkiyem.
Kimsenin çakılında gözümüz yok bizim
Taşına, toprağına kurban senin Türkiyem.

Ne güzel ülkemiz o güçlü ordu
Çalıştı bizlere Cumhuriyet kurdu
Ülkeler içinde aldı yürüdü
Durağına kurban senin Türkiyem.

Ey Türk oğlu gidiyorsun ne yana
Her ne yana gitsek bağlıyız sana
A millilerimiz gitti Çin’e, Kore’ye
Kızına, oğluna kurban senin Türkiyem.

Birlik olalım etmeyin telaş
Gözlerin göklerde ileri ileri ulaş
Laz’ı, Kürd’ü, Türk’ü hep kardaş
Harmanına kurban senin Türkiyem.

Murat Bozkurt der ki şöhret, şanımız
Bacı gelinliği, kardeş kanımız
Bir vücut bir adım bir olsun kalbimiz
Bayrağına kurban senin Türkiyem.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Vatanın evladı vatanı için
Çağrılmış askere gitmiş şehitler.
Taarruz mevzisinde, çıkış hattından
Allah Allah sedasını tutmuş şehitler.

Taarruz komutanı emrini vermiş
Süngü tak Mehmedim Ya Allah demiş
Kükremiş askeri sel gibi coşmuş
Deniz sularına dalmış şehitler.

Mukaddes varlığımız asker ocağı
İnsanı bölüyor vatan sıcağı
Çanakkale denilen Türk’ün kucağı
Kardeş, bacı gibi yatmış şehitler.

Suları soğuktur bir tas içilmez
Dostuna helal, düşmana paha biçilmez
Bakma bu yana Çanakkale geçilmez
Nöbetini beklemiştir şehirler.

Şehitliktir dinimizin temeli
Yüksek olur şehitlerin emeli
Türk oğlu unutur mu Allahu Ekberi
Hakka ulaşmış, gitmiş şehitler.

Murat Bozkurt der ki asker olsaydım
Can ile baş ile hizmet verseydim
Bayrağımızı tabutuma sarsaydım
Bayrağıyla süslenmiştir şehitler.

CUMHURİYET

Kurtuluşun bayramıdır
Ne güzel gündür Cumhuriyet.
Atatürk’ün armağanı
Milli bayramdır Cumhuriyet.

Büyük insanın ilanı
Padişah kesti gümanı
Sefaletin ak günleri
Kavuştuk sana Cumhuriyet.

Öğretmenler yüksek hoca
Şerefiniz olsun yüce
Türk çocuğuna öğret Türkçe
Büyüsün köyde Cumhuriyet.

Ne güzel bayram ne güzel insan
Armağanımız yirmi üç Nisan
Hürriyet bizimdir sen eyle devran
Atılmaz kenara vicdan Cumhuriyet.

Murat Bozturt derki ne sorağımız
Cumhuriyettir son durağımız
Ay yıldızlı al bayrağımız
Yaşasın senle cumhuriyet.

Halk şairi MUHSİN SÖĞÜT

1952 yılın da Kars, Selim ilçesi, Hasbey Köyü’nde 3 kardeşli bir ailenin küçüğü olarak dünyaya geldi. 6 yaşında iken babasını kaybeden Muhsin SÖĞÜT, İlkokul mezunu olup, okulu kendi köyünde bitirdi. 17 yaşında iken kendi köyünden Asiye hanımla evlendi. 1972 yılında asker oldu. Askerliğini sırasıyla Burdur, Konya ve Anakara’da yaptı. Askerlikten sonra uzun yıllar süren bir gurbet hayatı yaşadı.
Bu gurbet hayatı sürerken bir çok hastalığa yakalandı. Acı, hastalık ve fakirlik devam ederken şiir’e merak saldı. Kendi ifadesine göre bütün acıların üstesinden şiir yazarak ve Allah’a dua ederek gelmiştir. Şiir onun için bir tutku, yalnızlığa ve acıya bir merhem oldu. Ülkemizin çeşitli yerlerinde 29 yıl 96 gün çalıştıktan sonra S.S.K’ dan emekli olmuştur. Evli ve 10 çocuk babası olan Muhsin SÖĞÜT, hâlen Hasbey Köyü’nde ikamet etmekte ve şiir yazmakla meşgul dur.
Klasöründe 300’e yakın şiir’i bulunan Muhsin SÖĞÜT ’ün şiirleri tamamen kafiyeli ve hece veznine göre yazılmıştır. Şiirlerinde milli ve manevi değerlere fazlaca değinmekle birlikte hemen her konuya da değinmiştir.

Şair irtibat :
Adres : Hasbey köyü Selim/ KARS
Telefon numarası: 0474-477.10.58

DOSTUM

Eşref-i mahlukun iradesine,
Dokunma insanın hiç birisine,
Tarihte rastladım merde, sinsiye,
Eleştir, incele, yaz bunu dostum.

El atma harama, yakar canını,
Ayetler yazıyor kulun hakkını,
Arasat, mizan’ın yap hesabını,
Sorgu meleğine ver bunu dostum.

Çeçenistan, Filistin, Irak’ı düşün,
Parçalanma kardaş olak bir bütün,
Zalimin zulmünü ortaya dökün,
Mazlumun âhı var, gör bunu dostum.

Aslanlar kesilip düşküne vurma,
Haksızlık yapanın yanında durma,
Sözüne dikkat et, kalpleri kırma,
Hakkı hak edene ver bunu dostum.

Müslüman halkların çoktur çilesi,
Bu dünyanın bak bozuldu dengesi,
Büyük devletlerin “çıkar” demesi,
Muhsin’im kaleme dök bunu dostum.

BUNDA NE VAR

Hak yarattı cümlemizi,
Dört kitabın farkı ne var.
Ehl-i Sünnet vel cemaat,
Birdir Allah bunda ne var.

Hep döneriz Beytullah’a,
Dua ettik bir Allah’a,
Ulu divanda dergah’a,
Bir deryayız bunda ne var.

Hep ağlarız var mı gülen,
Hak emridir bize gelen,
Akıbet’in var mı bilen,
Karışma bunda ne var.

Hep insanız farkı söyle,
Kucak açtı toprak bile,
Kabristan’a güle güle ,
Hep gideriz bunda ne var.

Bir dedenin çocukları,
Bir kovanda bin bir arı,
Muhsin diyor, bozma barı,
Hep oynarız bunda ne var.

TUTUMLU OL

Hayatta çok engel vardır,
Ayak atma önü yardır,
Çalış, kazan imtihandır,
Kıymetin bil, tutumlu ol.

Boş harcama, olun perde,
Fırsat kaçar, düşme derde,
Karnın doyurduğun yerde,
Sürünmeden tutumlu ol.

Malım, mülküm bitmez deme,
Haram olan bir şey yeme,
Hiç kimseye leke sürme,
Topla, harca tutumlu ol.

Paran, pulun kalmaz elde,
Ne olacak, deme sen de,
İşte sürünürsün yerde,
Ayaktayken tutumlu ol.

Hesabın yap, düşme dara,
Hiç düşünme kara kara,
Muhsin gelmez yaran sara,
Çevrene bak tutumlu ol.

YETİŞTİR

Yeri, göğü yaratanın aşkına,
İnsanoğlu neden döner şaşkına,
Düşünmeden hemen gittik baskına,
Sabır bizi selamete yetiştir.

Hile, yanlış bir menzile varılmaz,
Güzel söyle hiçbir canlı kırılmaz,
Doğru olan adaleti bırakmaz,
Yollar bizi hak mizana yetiştir.

Bir arzudur düştük nefsin peşine,
Kalbi olan gerek biraz düşüne,
Helal çalış, hile katma işine,
Emek bizi bol rahmete yetiştir.

Şükrü, rahmeti kesme dilinden,
Rızık belli olmaz, gelir her yerden,
Yaradan aramıza koymasın perde,
Zaman bizi Muhammed’e yetiştir.

Günahı, sevabı mizanda tartar,
Düşün ki toprakta ne canlar yatar,
Muhsin’im her kalpte bir aslan yatar,
İmsak bizi bol güneşe yetiştir.

MEVLÂNA

Dilden dile kalpten kalbe,
Sır perdesi Mevlana dır.
Kıblegah’ın, önün Kabe,
Hatırlatan Mevlana dır.

Yedi asır ışık tutan,
Her bir kalbe kuvvet katan,
İnsanlara kucak açan,
Büyük alim Mevlana dır.

Adem baba, Havva ana,
Hep kardeşiz acısana,
Allah için iş yapsana,
Bunu diyen Mevlana dır.

Ne olursan olsan da gel,
Dine kimse olmaz engel,
Dosdoğru ol, olma çengel,
Hak yolunda Mevlana dır.

Muhsin diyor, geçti çağlar,
Hep kardeşiz bizi toplar,
Dil uzatma seni çarpar,
Sabır diyen Mevlana dır.

VAR

El açma merde, namerde,
Bu götürür seni derde,
Var gözünde nice perde,
Asıl haya perdesi var.

Namus, şeref sende onur,
Hayır ve şer başa konur,
Sen de sabır sen de bu nur,
Bak akıl hazinesi var.

Çalış, kazan etme minnet,
Allah vermiş bin bir nimet,
Salih kula vardır cennet,
Düşün kabir azabı var.

Canlıları küçük görme,
Gücün varsa fakir dövme,
Sözü düzelt, yanlış deme,
Çıkar mazlumun ahı var.

Daha ne var neler gördün,
Millete sor nasıl kuldun,
Sen Muhsin’den kimi sordun,
Dünya hayal, ölümde var.

Aşık MANSUR ALYANSOĞLU

1956 Yılında Kars ili, Selim ilçesi, Baykara Köyünde doğdu.
Babası Esat, Annesinin adı Hanım’dır. 9 kardeşin 3.üncüsüdür. Aşıklık geleneğinin olduğu bir ailenin çocuğudur. İlköğretimini Köyü Baykara’da, Ortaöğrenimini Selim’de bitirdi. 12 yaşında aşıklık geleneği ve sazla tanıştı. İlk ustası, aynı zamanda amcası olan Rüstem Alyansoğlu’dur. Soyca aşıklık geleneğinin 5. kuşağıdır. 7 yaşlarında iken dedesi aşık Hüseyin’in “ aşıklar odasında” aşıkları dinlemek kendisine nasip oldu. Dedesi aşık Hüseyin, Kafkasya da yaşayan büyük aşık ve şair olan aşık Veli’nin oğludur. Mansur Alyansoğlu küçük yaşta dedelerinin ve amcasının makam ve türkülerini ezberledi. Bir gün rüyasında ihtiyar bir derviş elinde bir sazla kendisine gelir ve “ oğlum bu saz senin nasibindir, bunun kıymetini bil.” Demiş ve ortadan kaybolmuştur. Birkaç gün sonra rüyasında gördüğü sazı amcası Rüstem Alyansoğlu kendisine hediye etmiştir. Böylece aşıklığa 1968 yılında başlamış oldu. O yıllarda köy düğünlerinde, eğlencelerde türküler söyledi ve gün geçdikçe de bu sanatı öğrenmiş oldu. Dedesi Aşık Hüseyin’i ve yöre makamlarını kendisine örnek aldı. İlk kez 1971 yılında Artvin aşıklar bayramına katıldı. Burada bir çok aşık ve ustalarla tanıştı. O zaman Aşık Mansur 15 yaşında idi. O bayramda aşıkların beğenisini kazandı ve yılın en genç aşığı ödülüne laik görüldü. Bu aşk ve hevesle Türkiye’de düzenlenen tüm aşıklar bayramlarına katıldı, hâlende katılmaktadır. Ankara’da düzenlenen aşık Veysel Derneği şiir yarışmasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden ödül almaya hak kazandı. 1975 yılında İzmir radyosunun açmış olduğu sınavı kazanarak, bir çok usta malı ve kendinden türküler söyleyerek sesini tüm yurda duyurmayı başarmıştır. 10 tane plak ve 5 tane de kaset yaptı. Sanatını yurt içinde ve yurt dışında aralıksız olarak sürdürmektedir. Aysel hanımla evli ve Atalay adında bir oğlu vardır. İzmir , Bayraklı’da ikamet etmektedir.

Şair irtibat : 1620/ 31 Sk. No.5 Alpaslan Mah. Bayraklı, İzmir
Telefon : 0539. 664.2932

AL NASİHATINI

Nasihat dinlersen bilinden dinle
Cahil’in ettiği söze aldanma!
Namuslu, vicdanlı yaşa dünyada
Geline aldanma, kıza aldanma!

Akıllı ol düşmeyesin biçare
Biçare düşene bulunmaz çare
Evlenmek istersen aslını ara
Kara kaşa, ela göze aldanma!

Aşık Mansur fikrin eyleme noksan
Bu gün varsın ama yarında yoksan
Helaldan çalışıp hak kazan, haksan
Haram ile gelen yüze aldanma!

OĞUL

Nasihatım budur evladım sana
Yerleştir beynine, başına oğul!
Sakın gücenip de darılma bana
Babadır karışır işine oğul!

Her insanı sanma edepli, arlı
Öyle adam var ki şerefi kirli
Dikkat eyle zehirli mi zehirli
Yem olma yılanın dişine oğul!

Olgun insanlarda ağırdır dara
Muhabbet dinlersen ehlini ara
Kazanıp paranı verme kumara
Aldanma şu zarın şeşine oğul!

Olur ya beynini yıkayan ola
Sakın alet olma sağ ile sola
Ölçmeden biçmeden çıkma ki yola
Gitme her adamın peşine oğul!

Mansur’un sözleri sana hediye
Bülbüllere leke sürmezler niye?
Kargaya uyup konma çöplüğe
Görenler benzetir eşine oğul!

GÜZELDİR

Doğru söyle, doğru konuş
Sözün doğrusu güzeldir.
Helal çalış, helal kazan
Azın doğrusu güzeldir.

Cehaletten hisse kapma
Kimseye kötülük yapma
Doğruluktan kenar sapma
İzin doğrusu güzeldir.

Mansur insanlığı arar
Kötülük insana zarar
Manasız söz neye yarar
Özün doğrusu güzeldir.

SEVERİM

Kuzeyde Hasbey deresi
Ben köyümü çok severim.
Her yanı orman havası
Ben köyümü çok severim.

Doğusunda Eskigazi
Soğuk suyu serin yazı
Ozanları çalar sazı
Ben köyümü çok severim.

Güneyinde Koşapınar
Suyundan içenler kanar
Bir yanında yaylapınar
Ben köyümü çok severim.

Batısında Allahu ekber
Başa gider mi emekler
Nice şehit orda bekler
Ben köyümü çok severim.

Mansur der ki göre göre
Gel kardeşim sora sora
Selim’e bağlıdır bura
Ben köyümü çok severim.

SENİ

Nicesine yurt olmuşsun
Mekan bilir gurbet seni.
Yuvasından kuş almışsın
Çeken bilir gurbet seni.

Sende gezer nice suna
Nice gözler olmuş tuna
Ben sormam ki ona, buna
Çeken bilir gurbet seni.

Nicesine vardır payın
Çok civanlar içti suyun
Bir lokma ekmeğe boyun
Büken bilir gurbet seni.

Nicesine sordum dünü
Sende kimler gördü günü
Sana varıp ömrünü
Söken bilir gurbet seni.

Mansur gibi ne ozanlar
Adına yazmış destanlar
Gül olsun nice insanlar
Diken bilir gurbet seni.

USTA VE ÇIRAK ATIŞMASI

Mansur ALYANSOĞLU:
Bu gün yine coştun önün alınmaz
Derelerin ümmanısın üstadım.
Bu meydanda senin ile kalınmaz
Bir Şenliksin, Sümmani’sin üstadım.

Rüstem ALYANSOĞLU:
Sazını aldın da geldin meydana
Öz bahçemin fidanısın Mansur’um.
Acıyorum asla kıyamam sana
Bu ustanın öz canısın Mansur’um.

Mansur ALYANSOĞLU:
Nice makam vardı telinde senin
Çok hünerler gördüm dilinde senin
Banim dümenimde elinde senin
Bu geminin kaptanısın üstadım.

Rüstem ALYANSOĞLU:
Bulut gibi boşalıp da durursun
Nasip ise elbet bir gün gülürsün
Günü günden sararıp da solursun
Bir sevdanın kurbanısın Mansur’um.

Mansur ALYANSOĞLU:
Mansur der ki bitmez senin feryadın
Sazını inlettin, söyledin, dedin
Her yanda söylenir şöhretin, adın
Tüm dillerin destanısın üstadım.

Rüstem ALYANSOĞLU:
Alyansoğlu kulak verdi zarına
Her an varlık katacaktır varına
Bu günlerin işarettir yarına
Geleceğin yamanısın Mansur’um.

Aşık ENVER SARAÇ ( Ummanoğlu)

1961 yılında Kars ili, Selim İlçesinde doğdu. Aşık Ummani Kurşun Saraç’ın oğludur. İlkokulu Selim ilçesinde, ortaokulu Krd.Ereğli’de bitirdi. Orta okul mezunudur. 1974 yılından itibaren Bursa’da ikamet etmektedir. 1978 yılından bu yana şiir ve saz sanatı ile uğraşmaktadır. Aşıklık sanatını babasından öğrendi. Bir çok yarışmalara, halk konserlerine katıldı. Radyo ve Televizyon programları yaptı. Bursa Büyük Şehir Belediyesi Yerel Gündem 21’de halk ozanları çalışma grubunun başkanıdır. Ayrıca 2007 yılında Bursa’da kurulmuş olan aşıklar, yazarlar, şairler Derneği’nin (AYŞAD) kurucu başkanıdır. Bursa Büyük Şehir Belediyesi’nin yapmış olduğu Merinos Kültür Merkezi’nden halk ozanları için bir aşıklar otağı alıp, çalışmalarını buradan devam ettirmektedir. Kültür Bakanlığına kayıtlı ozandır.

Şair irtibat :
Adres : Ak çağlayan mah. Karaca sk. No: 21 Yıldırım, Bursa
Telefon : 0538. 506. 3729
e-mail : ummanoğlu. Com

DİVAN (Düşermiş)

Çağlayıp sana gelenler selden sele düşermiş
Özünde cevher olanlar elden ele düşermiş
Sarraf olan altın tartar, insan ölçer arifler
Akıldan yoksul kalanlar puldan pula düşermiş

Hakkın çeşmesinden mürşit testisini doldurur
Ehli kamile varmayan muhabbeti kaldırır
Bahçıvan olmayan bağban bağda gülü soldurur
Gülün kadrini bilenler, daldan dala düşermiş

Sevdalıdır deli gönül has insanın hasına
Özü merdin sözü merdin zehir koy ye tasına
Aslı bozuk nesli bozuk çekermiş atasına
Merkebi örnek alanlar külden küle düşersin

Mecnun, Leyla’sını arar Aslı ise Keremi
Asilzade helal arar aslı bozuk haramı
Zenginler dengini arar yoksulun ne meramı?
Talihi, bahtı solanlar halden hale düşermiş

Ummanoğlu’nu gezdiren diyar diyar illerde
Ne varlıktır ne yoksulluk ömrü geçti yollarda
Yunus gibi Hak der gezer, sahralarda, çöllerde
Ferhat gibi dağ delenler, dilden dile düşermiş

GEÇTİ ÖMRÜM

Hayatım sanki bir rüya, bilemedim geçti ömrüm
Kavruldum dost diye diye, bulamadım geçti ömrüm

Felek çevirdi tersimi, balyozla dövdü örsümü
Önüme koydu dersimi, alamadım geçti ömrüm

Dertler baş verdi ard arda, al ver ettim hep zararda
İkrar kılıp bir kararda, kalamadım geçti ömrüm.

Zay ettim altın çağları, meyve ektiğim bağları
Ferhat gibi şu dağları, delemedim geçti ömrüm

Özüm sandım ulu çınar, devrildim de içim yanar
Göz yaşlarım kanlı pınar, silemedim geçti ömrüm

Çar kitabın yapısına, gönül hayran hepisine
Bir kamilin kapısına, gelemedim geçti ömrüm

Ummanoğlu aç gözünü, Hakka ram eyle özünü
Yunus gibi aşk sazını, çalamadım geçti ömrüm

SELİM İLÇESİ’NE

Gurbet özümüzü yedi tüketti
Doldu özleminle gözlerim Selim
Hasret zulüm oldu canıma yetti
Özümü yaralar sözlerim Selim

Otuz beş yıl tamam ayrıyım senden
Canandan, ahbaptan, dosttan, yarenden
Bir haber beklermiş sevdiğim benden
Sevda var canımda sızlarım Selim

Bülbül nasıl yaşar altın kafeste
Hicran nağmeleri ayrı bir beste
Hayat girdabında ben son nefeste
Sana kavuşmayı gözlerim Selim

Çıksam yaylalara baksam düzüne
Koçak yiğidine sona kızına
Yandırsam bağrımı aşkın közüne
Solan gençliğimi özlerim Selim

Ağyara düşmüşüm kadrimi bilmez
Hasretlik çekerim yüreğim gülmez
Gönül kışa vurdu baharım gelmez
Vuslattır çözülmez buzlarım Selim

Ayrılık ölümden acıymış meğer
Hasret kırbacıyla sinemi döver
Bahtım yad ellerde ölmekse eğer
Mezarımda sönmez közlerim Selim

Enver Ummanoğlu’n böyle meramı
Ecel listesin de gördüm sıramı
Ellere açmadım gizli yaramı
Yıllara pay ettim gizlerim Selim

ÖLDÜRDÜK ŞÜKÜR

Dostu akrabayı unuttuk vallah
Sevgiyi, saygıyı kaldırdık şükür
Aktüeliz, modacıyız maşallah
Olmayanı bizler oldurduk şükür

Kayboluyor günden güne özümüz
Sinemizi yaktı kendi közümüz
Oğul köçek, dansöz oldu kızımız
Eve delileri doldurduk şükür

Bizler çağ atladık diyorlar güya
Büründük hepimiz bir başka huya
Özenti duyunca Bülent Ersoy’a
Fazlalıklar varmış aldırdık şükür

Her köşe başını tutmuş bir dayı
Kapalı zarflarda verilir payı
Ağam sensin, Paşam! Sen deyi deyi
Ayıya kavalı çaldırdık şükür

Her senaryo her filimde biz varız
İçten içe coşar, taşar, kaynarız
Teneke sesini duysak oynarız
Velhasılı toptan çıldırdık şükür

Ummanoğlu şaş bakınca tes temiz
Sözü yalan, işi çürük ustamız
Doktor para, çare bulmaz hastamız
İnsanlığı çoktan öldürdük şükür

RÜSTEM ALYANSOĞLU’NA ŞİKAYET

Bacanağın Azrail’e bir mektup
Yazdık Alyansoğlu haber aldın mı?
Son umudu A.B.D.’ye bağladık
Gezdik Alyansoğlu haber aldın mı?

Türkiye sevmişti sohbet, sözünü
Yanık yanık çalar idin sazını
Konuşurdun gerçeklerin özünü
Çözdük Alyansoğlu haber aldın mı?

Şimdi yine ayakkabı çalan var
Memlekette yağmalar var talan var
Aziz yurdu orta iki bölen var
Sezdik Alyansoğlu haber aldın mı?

Özenti var senfoni, pop, batıya
İtibar var hırsız ile kötüye
Uydu anten dikti herkes çatıya
Kızdık Alyansoğlu haber aldın mı?

Dolar karşılığı kaybettik dini
Dönmeler var hanımlar gezer mini
Tutamadık ettiğimiz yemini
Bozduk Alyansoğlu haber aldın mı?

…………………..

Su ektiler verdiğiniz çabaya
Emeğiniz uçtu gitti hebaya
Saygı göstermiyor evlat babaya
Azdık Alyansoğlu haber aldın mı?

Solcu kardaş sol yanından soluyor
Ülkü kardaş beyhude boş uluyor
Ummanoğlu hep fakire oluyor
Bezdik Alyansoğlu haber aldın mı?

YOLUMA DÜŞTÜ

Bir güzel seyrettim Azerbaycanlı
Şaşırıp bir ceylan yoluma düştü
Sordum evli misin yoksa nişanlı
Yıktı kaç kabağın dalıma düştü

Asalet dağılır narin gezende
Dili bülbül sözü, özü nazende
Eritti yağımı gözün süzende
Bir sancı belirdi soluma düştü

Gezif dolaşıram derdi gam ile
Savruldum rüzgarla estim sam ile
İsmini sorunca dedi Tamilla*
Adı ezberimde dilime düştü

Ummanoğlu girdi hayal düşüme
Dedim taç ederim seni başıma
Dedi yaz gelmez ki döndüm kışıma
Sızdı gözyaşları selime düştü

* Tamilla: Fransızca bir kelime olup,
“dağda açan kır çiçeği” anlamıma gelmektedir.

Aşık CELALETTİN TİP

1961 yılında Kars ili, Selim ilçesi, Hasbey köyünde 10 kardeşli bir ailenin ikincisi olarak dünyaya geldi. Babası Mustafa Bey, Annesi Çiçek hanımdır. İlkokul mezunu olup, okulu kendi köyünde okudu. Askerliğini Kıbrıs’ta yaptı. Askerlikten sonsa Selim’in Karakale köyünden Suriye hanımla evlendi. Yıllarca gurbet hayatı yaşadı. Şu anda Selim Hasbey köyünde ikamet etmekte olup, tarım ve havyacılıkla geçimini sağlamaktadır. Uzun yıllar köy odalarında, düğünlerde, şenliklerde saz çalıp türküler söyledi. Aşıklık geleneğine sahip çıktı ve günden güne kendisini geliştirerek iyi bir aşık olmayı başarmıştır. Şiirlerini aralıklarla yazdı ve yazdığı şiirleri besteleyerek okudu. Şiirlerini tamamen kafiyeli olarak yazdı. Bazı şiirlerinde Celal mahlasını da kullanmıştır. Aşığımız, kitabımızı hazırlayan Erdinç Hoca’nın da abisidir. Zaman zaman Erdinç Hoca’nın şiirlerini de besteleyerek okudu. Şu anda bir kaset çalışması vardır. Aşığımız 6 çocuk babasıdır.

Şair irtibat :
Adres : Hasbey Köyü Selim, Kars
Telefon : 0474. 477 1501 Cep. 0538. 466 1620

NE AĞLARSIN

Bilmem derdin nedir senin,
Ne ağlarsın köşelerde.
Eriyip gitti bedenin,
Ne ağlarsın köşelerde.

Dinmez oldu ahu zârın,
Aldılar mı bütün kârın,
Kayıp mıdır evlat, karın,
Ne ağlarsın köşelerde.

Bir umuda sarılmışsın,
Bin bir yerden vurulmuşsun,
Dostlarına darılmışsın,
Ne ağlarsın köşelerde.

Celal bu yazı silinmez,
Ne yazılmışsa bilinmez,
Ağlamakla yüz gülünmez,
Ne ağlarsın köşelerde.

NE BİLİRSİN

Senin için menfaatmış,
Sen sevmeyi ne bilirsin.
Makam, mevki, saltanatmış,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

Çöle düşürür sultanı,
Dertler bitirir insanı,
Aşk ataşı yakar canı,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

Yoktur aşkın önü, dibi,
Hak yazar kula nasibi,
Sevmedin ki benim gibi,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

Her insana aldanırsın,
Bel bağlayıp, inanırsın,
Aşkı bir oyun sanırsın,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

Bir insana gülüm demek,
Kalbi kırmak zulüm demek,
Sevda demek ölüm demek,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

Celalettin dedi sözü,
Kirletmedi temiz özü
Unuttun verdiğin sözü,
Sen sevmeyi ne bilirsin.

SEV KARDEŞİNİ

Bırak ayrı gayrılığı,
Sev inanan kardeşini…
Bırak solu bırak sağı,
Sev inanan kardeşini…

Düşman başa çorap örer,
Bizi vatan, yurttan sürer,
Aramıza fesat girer,
Sev inanan kardeşini…

Boş sözlere kulağın tık,
Sabır eyle dişini sık,
Günahkarlara sahip çık,
Sev inanan kardeşini…

Hakka doğru giden yol var,
Hizmet eden nice kol var,
Celalettin der çok rol var,
Sev inanan kardeşini…

BARIŞ İSTEDİK

Şu üç günlük boş dünyada,
Dünyaya barış istedik.
Kulak verdik her feryada,
Dünyaya barış istedik,

Açılan güller solmasın,
Ruhlara nefret dolmasın,
İnsanlar köle olmasın,
Dünyaya barış istedik.

Dur diyelim kötülüğe,
Barıştır büyük hediye,
Çocuklar ölmesin diye,
Dünyaya barış istedik.

Yapılan zulüm’ü görün,
Açlıktan ölümü görün,
Celal’ım yolumu görün,
Dünyaya barış istedik.

Aşık PAŞA SUSANOĞLU

1962 yılında Kars ili, Selim İlçesi, Bozkuş köyünde doğdu. Babası Nazim, annesi Zilfizar’dır. Toplam 8 kardeştirler. İlkokulu kendi köyünde okudu. Lise ve yüksek okulu çok istemesine rağmen babasının maddi imkanının olmayışından dolayı okuyamamıştır. Kendisini aşık ve ozan eden sebeplerin ilki bir güzel’in sevdasıdır. Bu sevdasına yıllarca şiirler yazıp, türküler söyledi. Büyük abisi aşık Efendi Susanoğlu (Özlerî) lise yıllarında iken, kendisine bir saz getirmiş ve 15 tatilde saz çalmayı öğretmiştir. Saz çalmayı ilk abisinden öğrendi. 1970 yıllarında Aşık Mevlit İhsani köylerine bir düğün için gider, orada aşık Paşa’yı dinler kendisine sen aşık olacaksın der. 1980 yılından 1986 yılına kadar Selim’li Aşığımız Mustafa Aydın kendisine ustalık ve hocalık yapmıştır. Bundan dolayı Aşık Mustafa Aydın’a minnet borcu olduğunu vurgulamıştır. Bundan sonra aşıklık geleneğini öğrendi ve şehirlerde, kasabalarda her çeşit etkinliklerde aşıklık sanatını işledi, sevdirmeye çalıştı.1986 yılında Ankara’ya taşındı, sosyal ve sanatsal faaliyetlerini orada devam ettirdi. 2000 yılında T.C Kültür Bakanlığı’nda açılmış olan aşıklar yarışmasında 17 daldan sınava tabi tutulan aşıklar arasında Kültür Bakanlığı aşığı olmasına hak kazandı. Şu an Kültür Bakanlığı bünyesinde kayıtlı aşıktır. Katıldığı çeşitli dallardaki yarışmalarda birincilikleri ve çok sayıda ödülleri vardır. Şu anda televizyon yapımcılığı ve sunuculuğu yapmaktadır. Gimsa Tv. de “Aşıklar Otağı” programını 4 yıldır sürdürmektedir. Yine Radyo Şov’da “Aşıklarla Paşa’ca” programını sunmaktadır. Piyasa da 5 tane kaseti ve CD. leri vardır. Yakında bir tane de kitabı çıkacaktır. Aşığımızın 2 tane de çırağı vardır. Ümit Çağlari ve Necati Eroğlu. Aşığımız evli ve Şaban Ali, Fatma Gül ve Elif Pınar adında 3 tane de çocuğu vardır.

Şair irtibat :
Telefon : 0536. 357.8459

KARS’IN DESTANI

Valantur boyunun karsak oymağı
Tarafından ismi koyanı Kars’ın
Milattan iki yüz yıl öncedir çağı
Tarihi uzanır, oyanı Kars’ın

Medeniyetlerim olmuş mekanı
Bin yetmiş bir’lerde feth olmuş Anı
Feth eden kumandan Selçuk Sultanı
Şehitler otağı her yanı Kars’ın

Dede Korkut, Oğuz atalar yurdu
Çok medeniyetler mekanı kurdu
Kırk yıl esaret altında durdu
Zulüm ile geçmiş zamanı Kars’ın

Ermeni’ler nice ocak söndürmüş
Körpe körpe yavruları öldürmüş
Toplayıp bir yere dama doldurmuş
Yakılmış binlerce insanı Kars’ın

Nice olmaz işler başına gelmiş
Ölüm korkusunu kalbinden silmiş
Bin altmış dört’lerde şehit edilmiş
Ebul Hasan-ı Harakani Kars’ın

Osmanlı Rusların harp seferinde
Türklerin izi var her neferinde
Bin sekiz yüz elli beş Kars zaferinde
Verilmiş ilk şehir unvan’ı Kars’ın

Kazım Karabekir ordu başında
Kükreyen Mehmedin haykırışında
Bin dokuz yüz yirmi Ekim beşinde
Dayanmadı bu zora düşmanı Kars’ın

Hürriyet uğruna çok verdik çaba
Kalesini yâd’a etmedik heba
İçindedir yatar var Celal baba
Dünyalara değer her canı Kars’ın

Susanoğlu söyler türkü dilimiz
Sınır bekçisidir, serhat ilimiz
Vatan, bayrak, namus için yolumuz
Duyulsun her yana destanı Kars’ın

KIRDILAR BENİ

Yarab senden başka kime gideyim
Kime gittim ise kırdılar beni
Vardım tabiplere derdimi diyem
Sormadan bilmeden yardılar beni

Bana göre değil böyle bir yaşam
Takatım kalmadı bunları aşam
Koymadılar menzilime ulaşam
Gafiller sırtımdan vurdular beni

Ne şad oldu gönlüm ne yüzüm güldü
Günlerce acılar yaşantım oldu
Her yanımı kara bulutlar aldı
Kapandı başıma sardılar beni

Sen var iken kimi n’edem yaradan
Ben bir aciz kulum sense yaradan
Bir yar sevdim diye göçtüm diyardan
Susanoğlu diye sürdüler beni

BİLMEM

Dünyada insanca yaşamak varken
Neden eller kana bulanır bilmem
İslam’da kardeş, birlik dururken
İnsanlar şiddete yönelir bilmem

Hepimiz topraktan aynı bir beden
Yoktan halk eylemiş bizi var eden
Üç günlük alemde bu zulüm neden
Acımadan kullar can alır bilmem

Hoş görü, güzelliktir İslam dini
Asla hoş görmemiş nefreti, kini
Milletçe bilelim can kıymetini
Huzuru kim bozar, dolanır bilmem

Susanoğlu dursun artık gözyaşı
Medeni bu çağda neyin savaşı
Öldürür yok yere kardaş, kardaşı
Gönül kırmak kime kâr kalır bilmem

OLUR

Allah’ı unutup şeytana tapan
Böyle insanlarda her daim olur
Yolunu saptırıp Rasul’den kopan
İnançsız kişiler kör daim olur

Gönül bilmeyenler kalpleri kırar
Her gittiği yere verir bir zarar
Vicdanlı yürekler olur lütufkâr
Fitne fesatlarda şer daim olur

Menfaat icabı olma inkarcı
Daima doğrudan yana yap tercih
Yalancıya kimse demez vakarcı
Sözünün sahibi er daim olur

Dünya malı için ağlama sen çok
Haline şükreden daim olur tok
Zenginin fakirden üstünlüğü yok
Mevla’nın indinde bir daim olur

Susanoğlu yüce Allah’a kulum
Tâ kalu beladan böyledir yolum
Yüz yıl yaşasam da akibet ölüm
Kara toprak sonum yer daim olur

YALANCI

Yalancı bir sözüm var diyeyim
Doğru ol gerçekten kopma yalancı
İnsan ol her yönden insan sayayım
Denk dubara dümen yapma yalancı

Yüzün kızarmaz mı yalancı adın
Bir gerçek sözlü dahi olmadın
Evin yansa bile olmaz imdadın
Sakın yanlış yola sapma yalancı

Ortada bir fol yok yeminin niye
Ne aklından geçer kârım var diye
Yağcılık yaparsın ağaya, beye
Eğilip ayaklar öpme yalancı

Susanoğlu söyler doğrudan yana
Haktan uzak kalan düşer isyana
Sözümü söylerim bilesin sana
Sakın kulakların tepme yalancı

DOĞA

Bu dünyada üç şey yaşatır bizi
Biri doğa, biri hava, biri su
Cennet olur onlar ile yeryüzü
Biri doğa, biri hava, biri su

Doğadan alırız her türlü gıda
Hayat verir bize yemekte, suda
Bir yaşam hazırlar bizi umuda
Biri doğa, biri hava, biri su

Orman çoğaldıkça dal verir sesler
Dağları, taşları, ovaları süsler
Koynunda yaşatır, her canı besler
Biri doğa, biri hava, biri su

Çevreyi kirletmek doğayı vurur
Yağmuru engeller yeryüzü kurur
Küresel afetten çok zarar görür
Biri doğa, biri hava, biri su

Yeşerince toprak çiçekler açar
Türlü türlü koku her yana saçar
Her hayat yaşamı onlarla geçer
Biri doğa, biri hava, biri su

Çölleşmeden dağa tedbir alalım
Elele insanca yaşan bulalım
Susanoğlu ilden ile yayalım
Biri doğa, biri hava, biri su

Aşık MUSTAFA AYDIN

30.01 1963 yılında Kars ili, Selim İlçesi, Beyköy Köyünde doğdu. Babasının adı Ali, annesinin adı Zeynep’tir. Beş erkek bir tane de kız kardeşi var. İlkokulu kendi köyünde, liseyi ise Sarıkamış ve Erzurum’da bitirdi. 1980’li yıllarda aşık Mevlüt İhsani’yi tanıdıktan sonra aktif olarak aşıklık geleneğine başladı.1983 yılında askerliğini Balıkesir ordu evinde tamamladı.
Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda festival ve şölenlere katıldı. Çeşitli dallarda 1. ncilik, 2. ncilik ve 3.üncülük ödülleri aldı. 6,7 tane Avrupa ülkesini gezdi. 1992 tarihinde Gazi Eğt. Fakültesi mezunu olan Melek hanımla evlendi. Oğlu Ferhat ve kızı Esra olduktan sonra eşi Melek Öğretmeni hazin bir trafik kazasında kaybetti. İkinci evliliğini Ankara’lı Sakine hanımla yaptı. Bu hanımında da Büşra adında bir kızı oldu. Şimdiye kadar 15 kaset, 12 CD. 4. VCD. 6 Klip çalışması yaptı. Hayatı hakkında bir çok mezuniyet ve Yüksek lisans tezi hazırlandı. “ Kar Çiçeği” adında bir de şiir kitabı yayına hazırdır. Hâlen Ankara, Batıkent’te ikamet etmektedir.

Şair irtibat:
Adres :Kardelen mah. Güvenç 1. sitesi No. 16 Batıkent, ANK.
Telefon : 0.532.411. 9225

DİVAN

Hak Teala kullarına hidayeti bildirir
İki cihanın serveri Muhammet’i bildirir
Sen olmazsan alemleri yaratmazdım sevdiğim
Habibi zişana olan muhabbeti bildirir

Şümür, Mülcem, İbni Sebe cehaleti işledi
Ehli beyte düşman olma cesareti işledi
Kıydı evladı Rasul’e cinayeti işledi
Küreyi arza kan döküp ihaneti bildirir

Yecüc, mecüc kavmi çıkar deccal, şeytan birleşir
Ey Mustafa bir gün ola ehli iman birleşir
Hızır, Mehdi, Mesih gelir ahir zaman birleşir
Kün feyekün emri ile kıyameti bildirir

Mustafa Aydın düşmanı güldürmeden yaşayın
Gülün etrafı dikenli soldurmadan yaşayın
Sevgi ölçülmez nesnedir öldürmeden yaşayın
Adem’in nesli kardeştir zürriyeti bildirir

KIZIM

Fırtınası eksik olmaz
Hayat dağı kardır kızım
Ana, baba yeri dolmaz
Dar gününde yardır kızım

Hak emrine ol amade
İffet ile yaşa sade
Yüzündeki saf ifade
Ak alnında nurdur kızım

Başı dik er muradına
Leke sürme pak adına
Hayatının bak tadına
Ömür yolu dardır kızım

Yaradan’a olma asi
Kötülerden çekme yası
Yanlışların çirkin sesi
Gül etrafı hardır kızım

Arkadaşın zevke zorlar
Mesken olur pavyon, barlar
Göz üstünde yıldız parlar
Dost düşmanın vardır kızım

KAR ÇİÇEĞİM

Bıraktığım yerden alayım derken
El aldı dediler kar çiçeğimi
Haber veren rüzgarları beklerken
Yel aldı dediler kar çiçeğimi

Gömüldü gönlüme tertemiz mazi
Gizlenir mi bu sevdanın enkazı
Alın yazısına olmuşum razı
Fel aldı dediler kar çiçeğimi

Bu sevda uğruna koymuş idik ser
Kavuşmaya yemin ettik beraber
Mustafa’yı verem etti son haber
El aldı dediler kar çiçeğimi.

GURBET ELLERDE

Öyle bir zamanda bırakıp gittin
Bensiz garip kaldın gurbet ellerde
Gönlümün bağında gül gibi bittin
Çiçek açtın soldun gurbet ellerde

Bir sabah girmiştik can pazarına
Yüreğimi koydum köy kenarına
Dualar gönderdim toy mezarına
Yarim garip öldün gurbet ellerde

Çeyizini bohçaladım bağladım
Nazlı yarim başucunda ağladım
Yüreğimi hasretinle dağladım
Bağrımızı deldin gurbet ellerde

Oğlun Ferhat anam nerde soruyor
On bir aylık Esra’m artık yürüyor
Ders verdiğin öğrenciler soruyor
Ebedi mi kaldın gurbet ellerde

Çok muhabbet tez ayrılık getirdi
Melekler Meleğim alıp götürdü
Nazar mıydı yuvamızı batırdı
Bizi derde saldın gurbet ellerde

Mustafa alnına garip yazıldı
Birlikte kurduğum yuva bozuldu
Şehitler yurduna mezar kazıldı
Uykuya mı daldın gurbet ellerde

ZİNCİRBENT
-KOŞMA-

Ela gözlüm seni tutsak etmişler
Bana ömür boyu ceza diyorlar
Sana sevilmeyi yasak etmişler
Bana yanacaksın köze diyorlar

Köze diyorlar ya sevda yarası
Her gönülden ayrı yanar çırası
Sevda esirinin aşk macerası
Karıştı maziye söze diyorlar

Söze diyorlar ya derman ve zehir
Her ikimize de çektirir kahir
Senin göz yaşların çağlayan nehir
Bana kurumayan göze diyorlar

Göze diyorlar ya dert dolu pınar
Bu sudan içmeyen içeni kınar
Bin tane aşığa bir damla sunar
Bu aşk badesine rıza diyorlar

Rıza diyorlar ya ruh onun yeri
Kalbim durak oldu aklım serseri
Gönül hikayesi hayat eseri
Aşkın kitabını yaza diyorlar

Yaza diyorlar ya yazmayla bitmez
Sevda Mustafa’nın serinden itmez
Uydu yerleşemez kozmonot gitmez
Her gönül bir büyük feza diyorlar

HASRETİM

Gönül çiçeğini deremez oldum
Yaprağı solmayan dala hasretim
Yar ile murada eremez oldum
Sevgiye susamış kula hasretim

Bazı yerde insan dostluk ararmış
Duygular körelmiş ruhlar kararmış
Bahçeler virane güller sararmış
Bülbüller ağlıyor güle hasretim

Bizim elde yaşayanlar çok kârlı
Kadir kıymet bilir, komşu duyarlı
Gelinler iffetli, yiğitler arlı
Doğup büyüdüğüm ele hasretim

İlk baharda aşklar coşar bir tanem
Duygular hedefe koşar bir tanem
Gönül yeni sevda yaşar bir tanem
Yara giden gizli yola hasretim

Mustafa seveni gözünden tanır
Mutlu insan sevgi ile kuşanır
Hayat anlatılır duygu yaşanır
Muhabbet yapacak dile hasretim.

Halk şairi TUNCAY ASLAN

1963 Yılında Selim ilçesinin, Cumhuriyet mahallesinde doğdu.
Lise mezunu olup Liseyi Selimde bitirdi. 1977 yılında Selim’in tanınan esnaflarından babası Aydın Aslan’la ticaret hayatına atıldı. Babası eslen Çıldır’ın Kara kale köyünden gelmiştir. Şairimiz Kars’ın tanınan ünlü aşıklarından olan Aşık Şenlik’in yeğenidir. Yıllardan beridir şiir yazmaktadır ve şiirlerini çeşitli etkinliklerde okumaktadır. Evli ve biri kız biri erkek olmak üzere iki çocuğu vardır. Şu anda serbest ticaret yapmaktadır.

Şair irtibat :
Adres : Cumhuriyet mah. No: 52 Selim, KARS
Telefon : 0 474. 461 2204

SELİM ÖVGÜSÜ VE TÜRKÜSÜ

Okutur öğretmen gelişir ilim,
Kızlar halı dokur, neneler kilim,
İlim Kur’an dadır oku sen dinin,
Geleneği budur bizim Selim’in.

Minareden gelir ezanın sesi,
Doğanpınar’ dadır suyun kulesi,
İçtikçe açılır insan nefesi,
Kevser’e bedeldir suyu Selim’in.

Temiz akar onun çayı,
Çok güzel olur yağ, kaymağı,
Ocak ta bitse samanı,
Vay gelir haline bizim Selim’in.

Toplanır cemaat toyda vayında,
Yüzer ördeği, kazı çayında,
Kafkas oynanır Selim toyunda,
Teli güzel sözü güzel Selim’in.

Şenlikoğlu bunu dostlara yazdı,
Köy bucak demedi dünyayı gezdi,
Kazalar içinde birde güzeldi,
Dünyaya bedeldir özü Selim’in.

CUMHURİYET BAYRAMI

Bu gün Cumhuriyet bayramıdır,
Vatanıma selam olsun.
Cumhuriyetimizi kuran,
Atamıza selam olsun.

Vatan ecdadımdan kalmış,
Atamdan emanet olmuş,
Şehit kanıyla yoğrulmuş,
Şehitlere selam olsun.

Karış karış toprağımız,
Viran kalmaz bağlarımız,
Göklerde al bayrağımız,
Bayrağıma selam olsun.

Şereflidir devletimiz,
Azizdir tüm milletimiz,
Mehmetçikler evladımız,
Ordumuza selam olsun.

Tuncay der Hakkı bilirim,
Hakkın yolunda yürürüm,
Türkiye için ölürüm,
Türkiye’me selam olsun.

DERTLİ DERLİ FİGAN ETMEZDİ

Bülbül dertli dertli figan etmezdi,
Halinden anlamaz gül olmasaydı.
Belki Aslı bir gün döner gelirdi,
Kerem yana yana kül olmasaydı.

Bülbül gül ararken dikeni buldu,
Feryat eder figan eder dururdu,
Beklide derdine çare olurdu,
Varıp kötülere kul olmasaydı.

Tuncay der sılada şahin öterdi,
Baykuş yuvalanmaz ocak tüterdi,
Kurt, koyun beraber gezer, yatardı,
Fitnede, fesatta dil olmasaydı.

Halk şairi ENGİN DÖŞKAYA

1964 yılında Kars İli, Selim ilçesi, Karahamza Köyünde doğdu. Lise mezunu olan Engin DÖŞKAYA, İlkokulu kendi köyünde, orta ve liseyi ise Selim’de bitirdi. üniversiteyi kazanmasına rağmen bazı sebeplerden dolayı okuyamadı. Askerliğini J. Çvş. Olarak Bilecik ve Gümüşhane’de yaptı. Askerlikten sonra evlendi. 1990 yılında yapılan bir sınavı kazanarak Sinop ilinde, infaz koruma memuru olarak işe başladı.
1991 yılında Kars’a tayin edildi ve 7 yıl burada görev yaptı. Daha sonra Selim Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna tayin edildi. Hâlen burada görev yapmaktadır. Evli ve iki erkek çocuğu vardır.

Şair irtibat :

Adres : Selim kapalı ceza evi, Selim/ Kars
Telefon : 0538. 6164335

HASRET

Dağlara toslayan nehirler gibi,
Gurbet havuzunda çırpınır hasret.
Zulme uğrayan insanlar gibi,
İçimde coşar, çıldırır hasret.

Bütün yollar kapalı çıkmaz gibi,
Gök yüzü karanlık bir tuzak gibi,
Yüzün sonsuza dek uzak gibi,
Günümü zindana döndürür hasret.

Kükreyen aslan gibi dağ eteklerine,
Derdi, hasreti doldurur peteklerine,
Bir acı ölüm gibi siner yüreklerine,
Aşığı harabeye benzetir hasret.

KIŞ UYKUSUNDA
( Sarıkamış Şehitlerine)

Ezanlar okundu dağlar seslendi,
Yasa bürünen dağlar kış uykusunda.
İçimde vatan sevgisi çığ gibi beslendi,
Viran olmuş dağlar kış uykusunda.

O gün nedense güneş erken batardı,
Dağlar sessizdi kuşlar çığlık atardı,
Kalın karlar altında 90 bin şehit yatardı,
Namusu, vatanı uğruna kış uykusunda.

Kimisi onbaşı, kimi çavuş, kimi rütbeli,
Kiminin kulağı donmuş, kimisinin eli,
Komuta edemeyen kahraman rütbeli,
Elindeki asker için, kalmış kış uykusunda.

Göğsünü vermiş düşmana, vermez yurdunu,
Hayatını koymuş ortaya veriyor borcunu,
Bütün dünya konuşur Türk’ün gücünü,
Ana, baba için, gelecek için, kış uykusunda.

HOCALAR

Her birinin vardır bir görev yeri,
Çalıştıkça alnından döker teri,
Okur, yazar hep gider ileri,
İslam dinini anlatır hocalar.

Her gittiği yerde okur ayeti,
Toplar başına cemaat, heyeti,
Hutbede söyler sevgi, merhameti,
Doğru yolu insana anlatır hocalar.

Engini’yim her şeye dikkat eyledim,
İçimden geleni hocaya söyledim,
Keşke bunu önceden bilseydim
Cemaate huzuru anlatır hocalar.

AYRILIK

Gurbet bana mekan oldu yeter ayrılık,
Gül dalında diken oldu yeter ayrılık,
Ana, baba, çocuklar çeker ayrılık,
İşte diyardan diyara atar ayrılık…

Hasretlik dolaşır kanda ayrılık,
Tahammül kalmadı bende ayrılık,
Ölüm vardır ölümden beter ayrılık,
Gönlümde hasretlik yeter ayrılık…

Kurumadı gözümün yaş ile nemi,
Çekmedim dünyada yas ile gamı,
Ayrılık hayalimde yıktı dünyamı,
Azrail gibi yakamı tutar ayrılık…

BİR GÜN

Canımın içinde dergah kurmuşsun,
Her gelip, geçenden beni sormuşsun,
Çile bahçesini mesken tutmuşsun,
Bir gün oda geçer, adı kalır sevgilim.

Bülbül öter bestesi bir hüzün,
Yağmur yağar damlası bütün,
İnsanoğlu her şeyden üstün,
Bir gün olur her dert biter sevgilim.

KUŞLAR

Gök yüzünde küme küme uçarsız,
Hile sezdiniz mi hemen kaçarsız,
Kanadınız olmasa bilmem ne yaparsız,
Yaradan’ın hikmeti, sırrı burada kuşlar.

Seslenirler birbirleriyle konuşur gibi,
Uzak diyarlarda sanki buluşur gibi,
Çocuklar misali el ele tutuşur gibi,
Sanki yitirdiklerini bulurlar kuşlar.

Engini’yim bırak artık bu inadı,
Veren vermiş o hayvana kanadı,
Yok ettiniz içimde ki volkanı,
Ağır ağır yaramı sardınız kuşlar.

Halk şairi SUCAY SOLMAZ

Şiir yazmaya Lise dönemlerinde gurbetin vermiş olduğu hasretle başlayan Sucay SOLMAZ, 1970 Yılının sonbahar mevsiminde Kars’ın, Selim İlçesinin güzel ve şirin köyü Kamışlı Köyünde dünyaya geldi İlk Okulu kendi köyünde, Ortaokul ve liseyi Ordu İlinin Ulubey ilçesinde, Ulubey İmam-Hatip Lisesinde 1989 yılında tamamladı, aynı yıl İmam-Hatiplik sınavına girdi ve kazandı, ilk görevine, İmam-Hatip olarak 1989 yılında Kars-Arpaçay ilçesi Gönülalan (İnezor) Köyünde başladı. 1994-95 yılları arasında vatanı görevini Manisa ve Diyarbakır da tamamladı, Asker dönüşü aynı yerde görevine devam etti, 1997 yılının Nisan ayında, Kars –Selim ilçesi Bölükbaş köyüne tayin oldu, 2004 yılına kadar burada görev yaptı, bu arada Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümünü 2006 yılında bitirdi. 2004 yılı Temmuz ayında Selim ilçe Müftülüğüne memur olarak tayin oldu. Halen aynı yerde görev yapmaktadır. Bu eserde bulunan şiirlerinin bir kısmından ödül ve derece alan şair Sucay SOLMAZ amatör olarak şiir yazmaya devam etmektedir. Klasöründe 100 den fazla şiiri vardır. Evli, Emre Erdem ve Eyüp Ersan isminde iki oğlu bulunmaktadır.

Şair irtibat :
Adres : Selim ilçe müftülüğü, Selim/ KARS
Telefon : 0532. 524.5765 Ev : 461 2550
e- mail : Sucaysolmaz 36@ mynet.com

HZ.MUHAMMED (*)

Karanlık bir asırda geldi dünyaya,
Hak, adalet unutulmuş dalınmıştı sefaya,
Meşakkatler çekerek katlandı her cefaya,
Yüceltti insanlığı HZ.MUHAMMED.

İnzivaya çekilirdi Hira dağında,
Karanlık günlerde cahilliye çağında,
Müşriklerin bitmeyen amansız tuzağında,
Aydınlattı insanlığı HZ.MUHAMMED.

İnsanlık benliğini yitirdiği zamanda,
Mazlum ezilirdi zalimin yanında,
Karanlık gecelerin nurlu yolunda,
Işık oldu insanlara HZ.MUHAMMED.

Kız çocukları diri diri gömülürken,
Mazlum insan para ile satılırken,
Mekke, Medine Müslüman’a mezar iken,
Ümit oldu insanlara HZ.MUHAMMED.

(*) Kutlu doğum Haftası münasebetiyle şiir yazma
dalında Selim İlçe 1.ncisi

YEŞİL ORMAN (*)

Yeşillenmiş Türkiye’m orman ile,
Dağları, kırları, toprağı bile,
Yağdırır yağmuru gökten yere,
Süslüyor vatanı yeşil orman.

Karadeniz de yamaçları sarmış,
Akdeniz den Marmara’ya uzamış,
Doğudan Güneye doğru dolaşmış,
Süslemiş vatanı yeşil orman.

Yurdun her köşesinde yer alıyor,
Kapıdan kaşığa kadar yarıyor,
Dağları dereleri birbirine bağlıyor,
Süslüyor vatanı yeşil orman.

Defter, kalem oturduğumuz sıra,
Yayılmış orman tüm vatana bayıra,
Girmiş tüm dağlara ve kıra,
Süslemiş vatanı yeşil orman.

Edirne’den Kars’a kadar uzanır,
Kıvrım kıvrım yollar aşar dolanır,
Yemyeşil budaklarıyla sallanır,
Süsler vatanı yeşil orman.

(*) Ortaokullar arası şiir yazma yarışmasında ilçe 2.cisi.

BEKLERİM

Akıyor zaman sel gibi, geçiyor günler
Hasretin bitmiyor kalbim sevginle inler
Gözyaşım dinmez seni dinler
Sevgini kalbimde gizler beklerim

Sevgini yüreğimde gizledim sessiz
Bekledim yollarını hep ümitsiz
Geçen ömrüm haram oldu sensiz
Sevgini kalbimde gizler beklerim

Sabaha kadar düşündüm durdum
Istırap içerisinde artık yoruldum
Özlemini çekip hayaller kurdum
Sevgini kalbimde gizler beklerim

Boş yere ümit bağladım sana
Çaresizce döndüm durdum her yana
Ümitsizlik acı verse bile bana
Sevgini kalbimde gizler beklerim

ÇANAKKALE

Millet bütünleşti cepheye koştu,
Mustafa Kemal ile askeri coştu,
Düşman süvarisi aniden uçtu,
Tarihe destan yazdırdı Çanakkale.

Koşuştu düşmanlar yurda girmeye,
Ümitsiz değildi, bu millet vatanı vermeye,
Adamıştı kendini düşmanı yenmeye,
Tarihe destan yazdırdı Çanakkale.

Gazilik ve Şehitlik sırrına erdik,
Amansız düşmanı cephede yendik,
Vatanı namustan mukaddes bildik,
Tarihe destan yazdırdı Çanakkale.

Hüküm sürdük üç kıtada bir zaman,
Şahit oldu bu millet bütün cihan,
Biz Türk’üz dedirtiriz el aman,
Tarihe destan yazdırdı Çanakkale.

Çanakkale geçilmez bu Türk’ün yurdu,
Mustafa Kemal’den almış Mehmetçik komutu,
Tekbir sedalarıyla çıktı bir uğultu,
Tarihi şan, şerefle yazdı Çanakkale.

ÖĞRETMENİM (*)

Öğretmenim müsaade et öpeyim elini,
Şefkat kokan bilgi kokan elini,
O eller ki bir destecik gül gibi,
O okşar idi saçlarımın telini.

Öğretmenim sıcaklığın taptaze,
Ana oldun baba oldun sen bize,
Öğretmenim sen öğrettin her şeyi,
Öğrenmeyi, öğretmeyi, gülmeyi…

Gün boyunca ayaktaydın sınıfta,
Gülümserdin çevrene her bakışta,
Yorulmazdın usanmazdın kızmazdın,
Bir dakika okula geç kalmazdın.

Öğretmenim bu gün 24 kasım,
Saygıyla sevgiyle sizi anarım,
Kutlarım bugünü bugün sizindir,
Kutlarım bugünü bugün hepimizindir.

Öğretmenim izindeyim ayrılmam,
Türküm ant içmişim ben andımı unutmam,
Selam sana, selam baş öğretmenime,
Selam olsun büyük Türk milletine.

(*) Öğretmenler Haftası münasebetiyle yapılan
Şiir yarışmasında ORDU il 1.ncisi.

CUMHURİYET (*)

Saraylı susmuştu yok idi devlet,
Batılılar dolmuştu, ülkemizde zillet,
Vatana adamıştı canını bütün millet,
Türkiye’de bir güneş doğdu, O Cumhuriyet.

Kadın- erkek, asker vermişti hep el ele,
Vatan uğruna yatmışlardı hep sipere,
Cumhuriyet olmasaydı olmuştuk belki köle,
Türkiye’de bir güneş doğdu, O Cumhuriyet.

İlim ışık tutar bütün cihana,
Huzur geldi ilanı ile vatana,
Tarihte destan yazdıran her yana,
Türkiye’de bir güneş doğdu, O Cumhuriyet.

Tarihte Türklüğü zafer göründü,
Edirne’den Kars’a kadar neşe büründü,
Padişah tarihe ebedi gömüldü,
Türkiye’de bir güneş doğdu, O Cumhuriyet.

(*) Cumhuriyet bayramı sebebiyle Liseler
Arası şiir yarışmasında ilçe 2.ncisi.

Halk şairi ALİM KOTAN

1970 Yılında Kars, Selim, Karahamza Köyünde 6 çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu mezunu olan Alim KOTAN, okulu kendi köyünde okudu. ilkokuldan birkaç yıl sonra Ankara’ya gitti ve geceleri fırında çalışarak, gündüzleri ise güreş kulübünde güreşle uğraştı. 1990’da askere gitti. Askerliğini Çanakkale 116. Er Eğitim Alayında, Usta birliğini Ankara, Güvercinlik Jandarma spor gücünde güreşçi olarak görev yaptı. Askerlikten sonra kendi köyünden ve teyzesinin kızıyla evlendi. 5 yıl boyunca Ankara Güçlükaya fırınında ustabaşı olarak fırıncılık yaptı. 1995 yılında babasının tek oğlu olduğunda köyüne dönmek zorunda kaldı. Köyde bir müddet kaldıktan sonra Sarıkamış’ta bir yıl fırın çalıştırdı. Daha sonra köyüne dönerek tarım ve hayvancılıkla uğraştı. Hâlen bu köyde ikamet etmektedir. Şiir yazmaya 2000 yılda Köyün hayvanlarına çobanlık yaptığı sıra da, tabiatta ki güzellikleri ve o güzellikleri yaratan yaratıcıyı tefekkür ederken başladı. O yıldan bu yana şiir yazmaktadır. Klasöründe 70 tane şiiri vardır. Evli ve Burcu, Kübra ve Yunus adında üç tane çocuğu vardır. Şiirlerinde genel tema; vatan sevgisi, tabiat sevgisi, Allah ve Peygamber sevgisi ve çeşitli meselelere eleştiri… şiirlerinde sıklıkla görülmektedir. Şiirleri tamamen kafiyeli ve hece veznine göre yazılmıştır.

Şair irtibat :
Adres : Karahamza Köyü, Selim / KARS
Telefon : 0537. 490.19.40

KUR’AN’A BAK

Duysun kardeş, ana, bacı,
Huzur, mutluluk ilacı,
Karanlıkların muhtacı,
Aç kalbini Kur’ana bak.

Boşa gezme sokak sokak,
Etme bu dünyanı çorak,
Bel ki yakın son durak,
Aç kalbini Kur’ana bak.

Ne köşk iste nede saray,
Fakir ile etme alay,
Hakkın yoludur en kolay,
Aç kalbini Kur’ana bak.

Ne paşalar geldi, geçti,
Kılıcından alev saçtı,
Ona bile ömür biçti,
Aç kalbini Kur’ana bak.

GÖÇ VERDİ KÖYÜMÜZ

Sağımda Yolgeçmez solumda Selim,
Sallarım tırpanı bükülür belim,
Nasırdır ellerim, kurumuş dilim,
Göç verdi köyümüz, böyledir halimiz.

Büyüğe saygısı eskide kaldı,
Ektiğim arpayı tarlada çaldı,
Bozuldu düzeni bu hale geldi,
Göç verdi köyümüz, böyledir halimiz.

Atınan, itinen kuruldu düzen,
Harama alıştı kaynayan kazan,
Kırarlar başını yok ise rızan,
Göç verdi köyümüz, böyledir halimiz.

Şan ile yazılmış tarihin köyüm,
Sellere karıştı bulandı suyun,
Düşman da arama, komşu da oyun,
Göç verdi köyümüz, böyledir halimiz.

ALLAHU EKBER DAĞINA

Gelmiştim yirmi yaşına,
Tırmandım dağlar başına,
Allah’u Ekber kışına,
Şehit düştüm, şehit düştüm.

Gururlu ol dik gez babam,
Sevinç göz yaşı dök anam,
Allah’u Ekber tipi, boran,
Şehit düştüm, şehit düştüm.

Komutanım Halit paşa,
Atmadım kurşunu boşa,
Allah’u Ekber de kışa,
Şehit düştüm, şehit düştüm.

Öfkem bağlanmış gözümde,
Derman kalmadı dizimde,
Ali, Hamza’da bizimle,
Şehit düştüm, şehit düştüm.

ÇANAKKALE

Düşman cepheye dayandı,
Bütün şehitler uyandı,
Süngüler kana boyandı,
Geçilmedi Çanakkale.

Analar cephane taşır,
Omuzları tutmuş nasır,
Dünya bizi böyle tanır,
Geçilmedi Çanakkale.

Bütün dünya plan kurdu,
Dört taraftan bizi sardı,
Allah Allah diyen vurdu,
Geçilmedi Çanakkale.

Şanı büyük Çanakkale,
Din kardaşlar hep el ele,
Düşman kanı döndü göle,
Geçilmedi Çanakkale.

ASALET

Arpa ekti isen buğday biçilmez,
İman’ın yok ise sırat geçilmez,
Aslın belli asaletin bilinmez,
Konuş öğrenelim asaletini.

Az konuş öz konuş gönülü yıkma,
Hakkın yolundan dışarıya çıkma,
Zincir vur nefsine haramı tatma,
Haktar ol öğrenelim asaletini.

Ağırsa ağırmaz bilesin başın,
Döktüysen terini bozulmaz işin,
Övünme var ile toprağı düşün,
Yürü öğrenelim asaletini.

Öğüdünü alsan baştan,
Ağır olsan kara taştan,
Hesap sorulacak beşten,
Otur öğrenelim asaletini.

YETİŞ MUHAMMED

Devir değişti yoktur ibadet,
Bu nasıl düzen bu nasıl ümmet,
Zalim güçlü olmuş yoktur adalet,
Kaldır başını yetiş Muhammed.

Boşalmış avuçlar dolmuş yürekler,
Yüce Allah’tan bir umut bekler,
Her geçen gün daha kötüye gider,
Kaldır başını yetiş Muhammed.

Ne ataya ne vatana saygı var,
Baştakiler güneş vatan olmuş kar,
Yaşamak ölmekten vallahi çok zor,
Kaldır başını yetiş Muhammed.

Avrupa diye bir illet çıkmış,
Müslüman kapıda boynunu bükmüş,
Bu toprağa Hamza kanını dökmüş,
Kaldır başını yetiş Muhammed.

Aşık BEDRİ SİNAN BOZ

1972 Yılında Kars’ın Selim ilçesinin Beyköy Köyünde dünyaya geldi. İlkokul mezunu olan aşığımız okulu kendi köyünde okudu. Köyde yaşadığı süre içerisinde tarım ve hayvancılıkla uğraştı. 17 yaşında iken aşıklık geleneğiyle tanıştı. Ustası Murat Ozanoğlu’ndan dersler aldı. Şu anda İzmir’de ikamet etmektedir. Aşığımızın bir tanede kaseti vardır. Sanat hayatını etkin bir şekilde devam etmektedir. Türkiye’deki bir çok etkinliğe ve televizyon programlarına katılmaktadır. Hayatı ve sanatı üzerine Üniversite öğrencileri tez hazırlamaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Şair irtibat :
Adres : 4713 / 5 No: 15 Çamkule, İZMİR
Telefon : 0537. 338.8636

DİVAN

Otuz iki farzı ile Kur’an Hakkı zikreder
Yüz on dört sure içinde her an Hakkı zikreder
Başın kaldır semaya bak bulutlardan ibret al
Karlı dağın başındaki duman Hakkı zikreder.

İnsanoğlu beşer, mahluk, üst üste eder hata
Nedense dili dolaşır varınca hakikata
Allah’ı tesbih eyleyip çıkarken Arafat’a
İbrahim’in götürdüğü kurban Hakkı zikreder.

Bu öyle bir kapıdır ki görenler sevdalanır
Kamiller baş tacı olur, cahiller kovalanır
Kafiyeler coşa gelir, türküler havalanır
Bedri Sinan’ın yazdığı divan Hakkı zikreder.

GİDERİM

Ardıma bakmadan gözlerim dolu
Düştüm tozlu yola çektim giderim.
Belki bir divane belki de deli
Kaderimdir boyun büktüm giderim.

Bilemedim yazan yazmış anlıma
Benim kastım neydi kendi canıma
Hasret ağacını vurdun gönlüme,
Bin bir çile inen diktim giderim.

Nice ıstıraplar çektin Sinan’ım
Göz yaşın sinene döktüm Sinan’ım
Dedim gizli sırrı söyle Sinan’ım
Onu da kalbimde söktüm giderim.

OĞUL

Sende benim gibi topraktan cansın
Gurbet kazanında pişersin oğul!
Büyük lokma yede büyük söyleme
Dilin belasına düşersin oğul!

Otur bir mecliste arifi dinle
Her zaman sen öğün benliğinle
Ölene dek yürü şerefle, şanla
Ölsen de gönülde yaşarsın oğul!

Olur ya insandır yolda azarsan
Nasihat verene dönüp kızarsan
Sevdiğin dostuna kuyu kazarsan
Kazdığın kuyuya düşersin oğul!

Gönül ister ömür boyu gülesin
Seslenince feryadıma gelesin
Son pişmanlık fayda vermez bilesin
Kendi ettiğine şaşarsın oğul!

Bedri Sinan’ın sözünden şaşma
Yelkeni açıp da yüksek den uçma
Her dostum diyenin peşine düşme
Sende benim gibi beşersin oğul!

BU TÜRKÜNÜN HASTASI

İster deli deyin ister divane
Kötülüğü kabul etmez vicdanım.
Alimden ders aldım cahilden kaçtım
Değişemem bende böyle bir insanım.

Sabah seherinde doğan gün gibi
Geçti senelerin sanki dün gibi
Aşık olup çile çeken ben gibi
Gariplere yardım eyle subhanım

Eksik olmaz bu sanatın hastası
Dillerde söylenir her an bestesi
Ozanoğlu bu aşığın ustası
İsim koydu dedi Bedri Sinan’ım.

DELİ GÖNÜL

Deli gönül gurbet eli
Gezdin divane divane.
Dikenlidir sevda yolu
Çözdün divane divane.

İçim yanar cayır cayır
Hayatımı ettin zehir
Göz yaşları oldu nehir
Süzdün divane divane.

Bedri Sinan hayat başa
Feryat ettim dağa taşa
Ömür geçti bunca boşa
Bezdin divane divane.

Halk şairi ERDİNÇ TİP

1976 yılında Kars, Selim ilçesi, Hasbey köyünde 10 çocuklu bir ailenin 9’uncusu olarak dünyaya geldi. Babası Mustafa, annesi Çiçek hanımdır. Lise mezunu olan Erdinç TİP, İlkokulu kendi köyünde, Ortaokulu Selim Eskigazi Köyü, Hacı Abdulhadi CİHANGİR Ortaokulunda bitirdi. iki yıl Medresede okudu. Daha sonra 1993’te başladığı Kars İmam- Hatip Lisesinden 1996 yılında mezun oldu. Askerliğini sırasıyla Afyon/ Emirdağ ilçesi, Kütahya Er Eğitim Taburu ve Mardin/ Mazıdağı ilçesinde yaptı. İmam Hatipliğe ilk olarak Selim, Karahamza Köyünde bir buçuk yıl, Selim Cumhuriyet mah. Camii’nde bir buçuk yıl, kazanmış olduğu daimi vekillik sınavından sonra Selim Yenice Köyü’nde iki yıl görev yaptı.
2005 yılında Vekil olan İmam Hatip’ler kadrolu olarak atandılar. Kadrosunu aldıktan sonra ilk görev yaptığı Karahamza Köyü’ne tayinini istedi ve oraya atandı. Hâlen bu köyde görev yapmaktadır. Şiir yazmaya ’95, ‘96 yıllarında başladı. Yayınlanmış “ İlk Cemre ” şiir kitabı ile yayınlanmaya hazır “Kalbimin feryadı” ve “ Sessiz Çığlık ” adlı iki şiir kitabı daha vardır. Ayrıca bitmiş olan “Müjdeci Makaleler -1- ” adında bir makale kitabı da vardır. Şiirleri çeşitli Gazetelerde yayınlandı. Yine Selim’li halk şairimiz Muzaffer BOZ’un hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir araştırma yaparak şiirlerini “ Geçti Ömrüm” adlı bir kitap ta toplamıştır. Şiirlerini genellikle kafiyeli ve hece veznine göre yazan Erdinç TİP, serbest olarak da şiirler yazmıştır. Klasöründe yaklaşık olarak 250 şiir’i daha bulunmaktadır. Ayrıca Divan şiir’ini de ustaca yazmaktadır. Şiirlerini www. Antoloji. Com sitesinde yayınlamaktadır. Evli ve Şeyma Zelâl ile Muhammed Beşir adında iki çocuğu vardır.

Şair irtibat :
Adres : Karahamza köyü, Selim/ KARS
Telefon : Cep : 0536. 657.90.89 Ev : 0474.461.25.27
e-mail : erdinc.tip @ mynet.com
msn : erdinc.tip@hotmail.com

DİVAN

Yaşlandı da çürüdü aha ağaçtan dal düştü
Deryaların ortasında delindi de sal düştü
Hey gidi küheylan sen ki savaşın kartalıydın
N’oldu sana ağzından diş, ayağından nal düştü

Yalan, yanlış demeden bir yol tutturdular bize
Ateşsiz, alevsiz bir duman tüttürdüler bize
Bir damla zehir’i bal diye yutturdular bize
Oysa ne midemize ne ağzımıza bal düştü

Helal malın bitmez elbet bolluğu bereketi
Kula kazandırır daim bir kulun hareketi
Diline sahip ol, elden bırakma nezaketi
Bu dünya da boş konuşan kabristana lal düştü

Erdinç Hoca’nın sözüdür ne olursan gel dedi
Hakka aşık gönül isen ilim, irfan bil dedi
Her yüzüne gülenlere aman sende gül dedi
Mal’a tamah eyleme ki ömür bitti, mal düştü

KÖYLÜ KARDAŞ

Bunca ağır yükler sırtında iken,
Gül gülebilirsen, gül köylü kardaş.
Bu ağır yüklerin farkında iken,
Öl ölebilirsen, öl köylü kardaş.

Kimse gelip sormaz garip halını,
Kestiler bindiğin sağlam dalını,
Ağalar, patronlar böldü malını,
Böl bölebilirsen, böl köylü kardaş.

Topladın kurtlara verdin koyunu,
Verdin dağ, taşını, verdin suyunu,
Başına oynanan bunca oyunu,
Bil bilebilirsen, bil köylü kardaş.

Kimse bilmez hayatla telaşını,
El koyup aldılar ekmek, aşını,
Erdinç mendil verdi gözün yaşını,
Sil silebilirsen, sil köylü kardaş.

BAKTIM DA GELDİM

Ey şahların şahı, Yüce yaradan,
Gururu, kibir’i yıktım da geldim.
N’olur perdeleri kaldır aradan,
Gönlümde bir ateş yaktım da geldim.

Uyandır ilahi, derin rüyadan,
Bitmez, tükenmez hayal’la hülyadan,
El, etek çekip de yalan dünyadan,
Cahilden, zalimden bıktım da geldim.

Çıkıp derdim dedim Seyyid Nesim’e,
Dedi, umut kalmaz başka mevsime,
Yeter deyip, başkaldırdım nefsime,
Bir şimşek misali çaktım da geldim.

Seni arayan kul bıkmaz, yorulmaz,
Senden gelen hoştur, hesap sorulmaz,
Okuyup, bilmeden sana varılmaz,
Kur’an’a, Sünnet’e baktım da geldim.

Bu aşk Mevlana’nın bir öyküsüdür,
Yunus’un çöllerde ‘ Hû ’ türküsüdür,
Anladım ki yalan dünya süsüdür,
Şan, şöhreti atıp, çıktım da geldim.

Cennete götüren yol ki yolundur,
Ey can orda geçen pulu bulundur,
Erdinç Hoca günahkâr bir kulundur,
Adını gönlüme taktım da geldim.

DİVAN

Kâinatın efendisi nur Muhammed Mustafa
Gönüllere Hak aşkını kor Muhammed Mustafa
Bilmem nedir bunca yıldır bir gaflete dalmışsın,
Bırak makamı, mevki yi sor Muhammed Mustafa

İnandığı davasından adım atmadı geri
Çalıştı, uğraştı gönüllerden çıkardı kiri
Asla kötü söz söylemez, sevmez gurur, kibiri
Tüm hayatı edep ile ar Muhammed Mustafa

Adaleti çok severdi, korurdu emaneti
Daim sadık bir dost oldu, sevmezdi ihaneti
Canlılara şefkat eyler, sonsuzdu merhameti
İstemezdi kula değsin nar Muhammed Mustafa

İnsanlara zulüm eden herkesin düşmanıydı
Fakirlerin, yetimlerin derdinin dermanıydı
Yüce Hakkın son elçisi, Kur’anın fermanıydı
İnsan tarihinde beyaz kar Muhammed Mustafa

Erdinç Hoca der ki sana layık ümmet olayım
Getirdiğin kutsal kitap Kur’an ile dolayım
Gece, gündüz bir aşk ile gezip seni bulayım
Gel bu garibin gönlüne yâr Muhammed Mustafa

ZİNCİRBENT
-Bİ MIRAT-

Aşkından, sevdandan ıssız çöllere,
Her şeyimi koyup çıktım bi mırat.
Yıllarca kendimi garip hallere,
Koyup sağa, sola baktım bi mırat.

Baktım aşkımız değildi bir heves
Her gün tükenmekte ömürle nefes,
Hasret dolu mektuplarını son kez,
Açıp ta, okudum yaktım bi mırat.

Yaktım bu gönlümü bilmem ne diye
Ömrümü, ömrüne ettim hediye,
Kimseler adını duymasın diye,
Adını kalbime tıktım bi mırat.

Tıktığım kalpte yanar aşk çerağı
Aşk hasreti, yakın eder ırağı,
Sabır, vefayla ördüğümüz ağı,
Bir coşkun su gibi yıktım bi mırat.

Yıktım aşkı gittim gurbet eline
Acıları vurdum gönül teline,
Saf, berrak akan sevginin seline,
Erdinç’im yıllarca aktım bi mırat.

ÖR YAVAŞ YAVAŞ

Bu dünya fanidir, kalacak fani,
Yüce Hakkın yolun, gör yavaş yavaş,
Aman bir insanın kırma kalbini,
Fakir, fukarayı sor yavaş yavaş.

Sana derim, tanı dostla düşmanı,
Düşmana bırakma sakın meydanı,
Cahil olan insan, fakir insanı,
İşte böyle görür hor yavaş yavaş.

Değişemez kullar, Hak yazısını,
Kimi kaybeder kardeş, bacısını
Bende bilirim evlat acısını,
Yüreklere ateş kor yavaş yavaş.

Çiğnetme kardeşim namus, ar’ını,
Yedirme nanköre servet, var’ını,
Yıkılan yuvanın duvarlarını,
Örümcek misali ör yavaş yavaş.

Erdinç at kalbinden kibir, riyayı,
Daim çalış, kurtar kötü dünyayı,
Gece çirkin görsen dahi rüyayı,
Yine de iyiye yor yavaş yavaş.

Halk şairi ÖZKAN ÇİÇEK

1982 yılında Kars, Selim, Bozkuş Köyünde beş kardeşli ailenin 3.üncüsü olarak dünya ya geldi. Altı yaşında iken annesini kaybetti. İlkokulu kendi köyünde, Ortaokulu Kars, Ziya Gökalp Ortaokulunda okudu. 3 yıl Kars Merkez Yatılı Kur’an Kursunda hafızlık eğitimi gördü ve hafız oldu. 1998 de başladığı Kars İmam Hatip Lisesinden 2001 yılında mezun oldu. İmam Hatip olan Özkan ÇİÇEK, 2002 yılında Selim Yolgeçmez Köyüne atandı. O yıldan bu yana bu Köyde görev yapmaktadır. Askerliğini Bilecik /Söğüt ve Erzurum /Şenkaya ilçesinde yaptı. 2008 yılında evlendi.
Şiir yazmaya 2000 li yıllarda başladı. Klasöründe 100’ den fazla şiiri vardır. Şiirlerini genel de kafiye ve hece veznine göre yazmıştır. Genç şair kardeşimizin Kağızmanlı Hıfzı gibi daha nice güzel şiirlere imza atacağına inancımız tamdır.

Şair irtibat :
Adres : Yolgeçmez Köyü, Selim, KARS
Telefon : 0539. 363. 60.07 0546.470.43.89
e-mail : uzözkan@mynet.com.tr

ÖZLÜYORUM

Ömrüm geçiyor burada,
Ben köyümü özlüyorum.
Aklar düştü saçlarıma,
Ben köyümü özlüyorum.,

Soğuk suyun içilmiyor,
Sıra dağlar geçilmiyor,
Kardaş sesin duyulmuyor,
Ben köyümü özlüyorum.

Kimse bilmiyor halımı,
Silmiyorlar göz yaşımı,
Gönlümde ki sevdalımı,
Ben köyümü özlüyorum.

Benim köyüm uzaklarda,
Çiçek açar yaylalarda,
Dostu bıraktım sılada,
Ben köyümü özlüyorum.

Yol bitmez ki sana gelem,
Nedir bilinmiyor çilem,
Özkan bilmem nerye gidem,
Ben köyümü özlüyorum.

ANNECİM

Altı yaşındaydım kaybettim seni,
Özledim annecim özledim seni.
On sekiz yıl oldu görmedim seni,
Özledim annecim özledim seni.

Gece bir’de anam ayrıldın bizden,
Konuşmadı dilin kesildi sözden,
Ağustos ayında kayboldun gözden,
Özledim annecim özledim seni.

Giydirdiler sana beyaz gömleği,
Öksüzlerin seni görmek dileği,
Dört tane yavrunun sensin meleği,
özledim annecim özledim seni.

Özkan çiçek bu dünyada anasız,
Hem anasız hem de kaldı yuvasız,
Bırakmadım anam seni duasız,
Özledim annecim özledim seni.

KUR’AN DADIR

İlim, irfan deryaları,
Rehberimiz Kur’an dadır.
Muhammed’in ahlakları,
Rehberimiz Kur’an dadır.

Cehennemdir ürkütücü,
Çığlık atacak büyücü,
Bilim, teknoloji gücü,
Rehberimiz Kur’an dadır.

Mü’min’in diledikleri,
Peygamberin tebliğleri,
Cennetin güzellikleri,
Rehberimiz Kur’an dadır.

Zekat, Haccın farziyeti,
Oruç, namaz ibadeti,
Amellerin fazileti,
Rehberimiz Kur’an dadır.

Verdi bize o rahmeti,
Ramazan da bereketi,
Rabbimizin mağfireti,
Rehberimiz Kur’an dadır.

SORARIM

Gökte parlayan yıldıza,
Sorarım ben Muhammedi.
Gündüz güneş, gece aya,
Sorarım ben Muhammedi.

Aşık olan bülbüllere,
Sevda çeken gönüllere,
Bahçemde açan güle,
Sorarım ben Muhammedi.

İlk bahar da akan sele,
Sazlarda inleyen tele,
Seher vakti esen yele,
Sorarım ben Muhammedi.

Hira’da ki nur dağına,
Örümceklerin ağına,
Onu saran toprağına,
Sorarım ben Muhammedi.

Basıp geçtiği yerlere,
Minarede ki seslere,
Kur’an okuyan dillere,
Sorarım ben Muhammedi.

Daldım onda muhabbete,
Uzağım kinle nefrete,
Mekke’de zemzem, şerbete,
Sorarım ben Muhammedi.

Ali, Ömer, Osmanlara,
Ebubekir sıdıklara,
Hüseyin’le Hasanlara,
Sorarım ben Muhammedi.

HANİ

Ey kardeşim bu dünyaya aldanma,
Malına, mülküne güvenen hani.
Nefse uyup ahireti unutma,
Padişah, kralım diyenler hani.

Çalışmayıp el malını alanlar,
Hiç uğrana ocakları yakanlar,
Fitne, fesadın içine dalanlar,
Ölüden kefeni çalanlar hani.

İhlas ile durursanız namazda,
Huzuru bulacaksınız İslam da,
Tekbir sesleri inletiyor Hac’da,
Zekatı vermeyen Salebe hani.

Her bir yanını sarmıştı işkence,
Kör fikirlerin içine düşünce,
Sustu dilleri Azrail gelince,
Ben zenginim diyen Karun’lar hani.

İslam gelince yok oldu Kisralar,
Kurudu gölleri , söndü ataşlar,
Mekke’de yıkıldı binlerce putlar,
Yetimin hakkını yiyenler hani.

Özkan’ım yaprağım döküldü dalda,
Bırakmaz o insanı asla darda,
İlim, irfan deryaları Kur’an da,
Gönül sevdasına dalanlar hani.

İSTANBUL

Ekmek parası için çıktı yola,
Geri dönmeye bırakmaz İstanbul.
Özlemiş köyünü bakıyor yola,
Oğul’u, babadan aldın İstanbul.

Harabeye döndü köyde evleri,
Kursaklarda kaldı dost sevinçleri,
Okunur gözlerde hasretlikleri,
Bacıyı kardeşten ettin İstanbul.

Yaylaları yeşil, sıralı dağlar,
Mis gibi kokusu açardı bağlar,
Coşardı dereler, suları çağlar,
Köylerinden uzak ettin İstanbul.

Çektiği çilenin yoktur ki dili,
Döktüğü yaşları andırır seli,
Her sabah eserdi seherin yeli,
Havasından uzak ettin İstanbul.

Nicesini sultan ettin saraya,
Kimi umut bağlar başlık paraya,
Gönlünde hasreti özlem anaya,
Sevdalardan ayrı koydun İstanbul.

Özkan’ı yalnız mı bıraktın Kars’ta?
Ağlamış kurumaz gözleri yaşta,
Yüreğini yakmış ayrılık başta,
Hakan’ımdan ayrı koydun İstanbul.

KAYNAK KİŞİLER

1. Sait Küçük, 1964 Kağızman doğumlu Halk Şairi, Araştırmacı Yazar. İlk 9 Şairlerimizin bilgileri Sayın Küçük’ün Serhat Kültür Dergisi, Sarıkamış Dergisi ve Ölçek Gazetesi’nde yayınlanan “Sarıkamışlı Halk Şairleri” adlı makalesinden alınmıştır.
2.

KAYNAKLAR

1- Kars 2002 Kars Valiliği.
2- Nejat Birdoğan, Su Gazetesi, Narinkale Matbaası Kağızman 1964.
3- M.F ahrettin Kırzıoğlu, Edebiyatımızda Kars, Işıl Matbaası 1958 İstanbul.
4- Salih Şahin, Ozanlık Gelenekleri ve Doğulu Saz Şairleri, Yorum Matbaacılık 1983.
5- Bekir Karadeniz, Ela Gözlüm Türküler, İzmit Belediye Kültür Yayınları 1996.
6- Fikret Cevlani-Halil Kaya, Karslı Âşık Dursun Cevlani, Ankara 1999.
7- Mevlüt Özhan. Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları 184,Ankara 1992.
8- İlkin Maya, Halk Şiirinde Ana Sesi/Kadın Ozanlar Antolojisi, İnanç Yayınları 1983, İstanbul.
9- Emir Kalkan, Türk Halk Şairleri Antolojisi, Kültür Bakanlığı, Gençlik ve Halk Kitapları Dizisi/61 Ankara 1991
10- Bekir Karadeniz http://www.ozanlar.eu/alyansoglu.htm

NOT: BU KİTAP TASTİKLİ OLUP, KÜLTÜR BAKANLIĞINCA KAYITLIDIR.

No votes yet