drozakdrozak
48, yalova
smilesmile
, laughcity
aslan_beyaslan_bey
,
eynazendeeynazende
, Kırşehi
tahsin_sahintahsin...
64, KAYSERİ
mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
VEYSEL153VEYSEL153
62, SAMSUN
pamukkalepamukkale
43, denizli

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics and more...

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics, Videos, Jokes and more for FREE...
Create new account for free

Yılanın Yalanı

Çok çeşitli ağaçların bulunduğu ıssız bir ormanda sevimli mi sevimli bir yılan yaşarmış. Boyu dümdüz uzandığı zaman bir metreyi geçmezmiş. Parlak derisinin üzerinde pek çok renk cümbüşü varmış. Renkler o kadar ahenkli değişiyormuş ki, tam bir sanat tablosunu andırıyormuş.Gel gelelim ormandaki yalnızlık onu sıkmaya başlamış. Tüm yakınlarını kaybettiği gibi insanların ondan kaçması veya ona karşı hemen düşmanca tavırlar takınmış olmaları onu çok üzüyormuş. Ne zaman onlara yaklaşmak istese ya arkasına bakmadan kaçıyor ya da onu öldürmek için peşine düşüyormuş. Bu nedenle o, bunun sebebini bulmaya karar vermiş.
Bir gün yine ormanda dolaşırken ağaçların arasında bir leyleğin dolaştığını görmüş. Kendisini korunaklı bir yere atarak "Merhaba leylek kardeş. Seninle konuşmak istiyorum ama beni öldürüp yemenden korkuyorum. Nede olsa uzun bacaklarınla hem koşuyor hem de uçuyorsun. Kocaman gagan ise bir bıçak gibi. İsteyince pense gibi sıkıyor, çekiç gibi vuruyorsun. Oysa insanlar seni görünce içlerine sevinç doluyor. Güya baharın geldiğini müjdeliyormuşsun. Oysa bilmezler ki kaç çeşit canlının korkulu rüyasısın. Ağzındaki gaga değil sanki alet takım çantası. Oysa bana bakar mısın? Kendimi koruyacak hiçbir organım yok. Eğer çok zorda kalırsam biraz zehir veriyorum, o kadar. Ben onlara yaklaşmak isteyince baltayla kürekle üzerime yürüyorlar. Ya sen öyle mi ? " Leylek nereden geldiğini bilmediği bu sesi öylece dinledi. Yılan kendini hiç görünmeyecek şekilde gizlemişti çünkü. "Neredesin kardeş gel de konuşalım. Korkmana gerek yok karnımı biraz önce tıka basa doyurdum. Şöyle düşündüm de haklısın galiba. Sana nasıl yardımcı olabilirim ? " Yılan sözlerine şöyle devam etmiş. "Düşündüm de insanlar bir yakınları öldüğü zaman çok üzülüp ağlıyor,hiç yapmadıkları övgüleri yapıyorlar ölen kişiye. Diyorum ki acaba bend e ölü numarası yapsam bana da öyle sevgi duyup, övgüler yaparlar mı?" "Olabilir " dedi Leylek. "Peki bunu nasıl yapacaksın?" "Hmm" dedi Leylek. Ve biraz bekledikten sonra "Eğer bana güvenirsen iyi bir fikrim var." "Neymiş o fikir ?" dedi yılan merakla. "Ben seni ağzıma alıp köy meydanında kalabalık bir yere bırakacağım. Beni görünce insanlar başımıza toplanır zaten. "Sen ölü numarası yapıp hakkında neler konuşuyorlar kendi kulaklarınla duyarsın." Yılan "iyi fikir" diye geçirdi içinden. Ancak ona güvenebilir miydi? Ya onu öldürüp yerse. Ama eğer güvenmezse leylek de kendisi gibi üzülmez miydi? Hem hayatta hep buna benzer tehlikeler yok mu? " Madem bana yardım etmek istiyor ona güvenmeliyim" dedi ve teklifini kabul etti. "Ancak yarım saat önce çok lezzetli bir öğün geçirdim. Karnım çok şiş taşıyabilecek misin" diye sordu yılan. "Sen önce meydana çık da görelim" dedi leylek. "Yılan ürkek, yavaş hareketlerle leyleğe doğru ilerledi. Leylek incitmeden yılanı gagasıyla tutup havalandı.

Yılan karmaşık duygular içindeydi. "Ya beni aşağı bırakırsa" dedi. Bir taraftan da yukardan yeryüzünün görüntüsüne hayran kaldı. Alabildiğine yeşillik. Gölleri, yolları geçtiler. Evlerin dizilişi, yollar, arabalar, insanlar ... Onları seyretmek çok hoşuna gitti. "Siz çok şanslısınız, sayende bu manzarayı gördüm" diyerek minnettarlığını ifade etti. "Ne dersin leylek kardeş, yorulmadan beni köye götürebilecek misin ? Sana zahmet verdiğim için üzgünüm" diyerek ona verdiği sıkıntıdan dolayı üzgünlüğünü belirtti.
Dili Bismillah olanın işi yarım kalmaz. Sözü İnşaallah olanın planı bozulmaz. Gözü maşaallah olanın içi kararmaz. Zikri Sübhanallah olanın eksiği olmaz. Şükrü Elhamdülillah olanın rızkı azalmaz. Anahtarı iman olanın açamayacağı kapı kalmaz. Allah'a sığınan hiçbir zaman yolda kalmaz diyerek var gücüyle kanatlarını çırpıyordu. Bunları önceki gün bir sosyal medyadan okumuş ve hoşuna gittiği için ezberlemişti.

Nihayet köyü ve köydeki kalabalığı gördü yılan. Sonra da içini bir ürperti aldı. Ya bu kalabalık ona saldırır ve öldürürse ? "Leylek kardeş eğer insanlar beni öldürürse beni gönül rahatlığı ile yiyebilirsin. Üstelik midemdekileri de henüz eritemedim" dedi yılan. Leylek alçalarak insanların yakınına indi. Onu görenler gerçekten hemen ona doğru yaklaşıp etrafını çevrelediler. Yılan leyleğin ağzında perişan bir şekilde sarkıp, bir kısmı da yerde sürünmesine rağmen, "şuna bak şuna, karnını nasıl da şişirmiş"." Zalim leylek zavallı yılanı öldürmüş" diyen yok. Elinde sopa olan birisi onlara doğru yaklaşınca leylek yılanı bırakıp orada bulunan bir ağacın tepesine uçmuş ve orada olan biteni izlemeye başlamış. Etrafını saran köylüler kendi aralarında konuşurken yılan ölü numarası yapıp, kıpırdamadan yatıyormuş. "Şuna baksana ne soğuk bir görüntüsü var, rengarenk" Bir diğeri:"Yağlı kamış gibi parlıyor."Yaşlı olan :"Ramazan vur sopayı kafasına. Bunlar 9 canlı olurmuş". "Öldüğünden iyice emin olalım. Allah muhafaza evlere falan girer" Yılan bunu diyeni tanımıştı. Bu yanlışlıkla evine girdiği hacı amcaydı. Yılan evinde sabaha kadar kalmış, onu korkutmamak için hiç meydana çıkmamıştı. Mutfaktaki ekmeği yemek isteyen fareyi yemişti. Fare lağımdan çıkmış olsa gerek çok kötü kokuyordu. O gece cuma gecesiydi. Uzun uzun Kur'an okumuştu yaşlı amca. Bir ayette "onlar sizi yerinizden çıkarmadıkları sürece onları öldürmeyin" diyordu. Bu amca sabah namazına kalkınca, tuvalete gitmek üzere kapıyı açtığı zaman yine süzülüp evi terketmişti yılan.Yılan öyle çok üzülmüş ve hayal kırıklığına uğramıştı ki sinirden tir tir titreyerek şöyle anlatmaya devam etti.
Hatta onun evine bu ikinci girişimdi. Birinci sefer namaza kalkıp dışarı çıktığını bildiğim için, bu sefer de aynı zamanı bekledim. Baktım amca gecikiyor, güneş doğmak üzere, yatağına girdim ve ayağını hafifçe gıdıkladım. Böylece hemen uyanmıştı. Sayemde şahitli olan sabah namazına kalkmıştı. Benim anlamadığım; ben hiçbir kötü şey yapmadığım halde neden beni öldürmek istiyor. Kur'an da okuduklarından birşey anlamıyor mu yoksa ?
Renkli oluşumu eleştriyorlar, parlaklığım onları rahatsız ediyor. Oysa siz değil misiniz rengarenk giyinen. Siz değil misiniz kadınlarınızı mutlu edebilmek amacıyla derimden yapılmış ayakkabı ve çantalara tonlarca paralar harcayan. Hani siz parlak ve renkli şeylerden hoşlanırdınız.
Diğeri de Muhammed Bey, hani tarlada çocuğunu akrebin sokmasından kurtardığım. O ne derse beğenirsiniz. Arkadaşlar en iyisi kuyruğundan ağaca asalım, gelen giden baksın. Nasıl olsa kimseye birşey yapamaz.
Evet Şaban Bey de burada. Oysa onu kendi çocuğunun katili olmaktan kurtarmıştım. Karısı, çocuğu pancar tarlasında otların arasına biraz da gölgelik yere yatırmıştı. Şaban Bey traktörle bebeğin olduğu yere doğru ilerliyordu. Bebek otlardan gözükmeyecek şekilde yatıyordu. Ben bulunduğum ağaçtan durumu farkedip hemen traktörün önüne geçip başımı havaya doğru kaldırıp dilimi çıkardım. Şaban Bey beni görünce hemen traktörden aşağıya inip arkamdan koşmaya başladı. Bu esnada bağlık çağlığı duyan karısı da oraya geldi. O zaman az kalsın bebeği traktörle ezeceklerinin farkına vardılar.
O gün Şaban Bey'in elinden zor kurtulmuştum. Onun ise çok farklı bir fikri vardı. Arkadaşlar, karnına basın bakalım ne yutmuş, deyip üzerime çıktı. Öyle güçlü bastı ki son yutmuş olduğum leylek yavrusu ağzımdan dışarı fırladı.
Bu sırada olayları yakındaki bir ağaçtan izlemekte olan leylek gözlerine inanamamışdı."Yavrum" diye bir çığlık attı leylek. Onun çığlığı üzerine sabredemeyip gözlerimi açtım. Başımı ve vücudumun ön kısmını yukarı kaldırdım. Elinde sopa olan bey sopayı havaya kaldırdı. Bense dur, yapma manasında dilimi çıkardım. Ellerim yok ki havaya kaldırayım. "Şuna bak şuna, birde dilini çıkarıyor, vur kafasına" dedi Ali Bey. Oysa oğlu Ahmet yaşıyorsa bunda benimde katkım vardı. Hastalıklı bir kedi süt şişesinin başındaki emziği çiğnemişti. Ben sütün hepsini içip emziği parçalayarak hastalığın geçmesini önlemeye çalışmıştım.
Sopa kafama indi inecek, yapacak birşey yok, kuyruğumu sallıyorum onlar daha çok hiddetleniyorlar. Neymiş efendim dilimi çıkarmışım. Hem de iki çatalmış. Elim var da, onu kullanmayıp dilimi çıkarmıyorum ya. Hem siz bana doğru ellerinizi uzattığınız zaman, eğer ayağınızda çorap yoksa kaç çatal dil bana doğru uzanıyor farkında mısınız. On elde on da ayakta tam 20 çatal. Efendim ; kocaman şeyi nasıl da yutmuşum. Elim ayağım, bıçağım, satırım var da ben mi kullanmıyorum. Benim için parçalayıp hazırlayan kimsem de yok. Zavallı leylek yavrusunu yutmuşum. Siz güzelim koyunları, kuzuları, tavukları kızartıp mideye aşırırken iyi. Üstelik bu leyleğin babası da benim yavrumu gözümün önünde parçaladı yedi ama birşey yapamadım. Üstelik ben ona kin ve nefret duymadım. Yaratan bizi böyle yaratmış ve hayatımızı sürdürebilmek için buna mecburuz. Bu esnada güzel bir kadın kalabalığı aralayıp ne oluyor burada diyerek bana yaklaştı. Beni görünce, önce irkildi sonra gözleri parladı. Ağzı kulaklarına vararak bundan ne güzel çanta olur dedi. Sopayı havaya kaldıran Bey vurdu vurdu vurdu. Anladım ki öleceğim. "Sizden bir ricam var. Beni öldükten sonra, şu ağaçtaki leyleğin gelip beni almasına izin verin. Ona minnet borçluyum. Çünkü sırf sizinle dostluk kurmak istediğim için beni buraya kadar getirdi " dedim.
Başıma inen darbeler sonucunda bilincimi kaybetmişim. Kendime geldiğim zaman tanımadığım bir yerdeydim. Üzerim kuru ot çöplerle örtülmüş,yanı başıma avlanmış hayvanlar bırakılmıştı. Vücudumda şiddetli ağrılar vardı. Hareket edemiyor, soğuktan titriyordum. Ne yapacağımı bilmez bir halde beklerken, leylek kardeş yine ağzında bir avla yanıma geldi. Anladım ki beni öldü sanan köylüler oracıkta bırakıp gitmişler,leylek de beni buraya taşımıştı.
Büyük bir suçluluk ve üzüntü içindeydim. Çünkü leylek kardeş yavrularını yemiş olmama rağmen bana yardım ediyordu. "Neden hälä" diye sordum. "Neden mi ? Çünkü sen; seni hakir gören, gördüğü yerde öldürmek isteyen insanlarla bile dost olmaya çalıştın. Çünkü sen; kocam senin yavrularını yemiş olmasına rağmen bana güvendin, kin ve nefret beslemedin. Bunun doğanın bir kanunu olduğunun, hayatta kalabilmemiz için Allah'ın bize böyle içgüdü yüklediğinin farkındasın. Çünkü sen; senin için sarfedilen emeğin farkındasın, bunun için minnettarsın.Çünkü sen; eksiklerin için isyankar olmayıp olanla yetinmeyi bilmektesin.
Gözlerini zorla açmaya çalışan yılan, yarı baygın haldeydi. Karnı da oldukça acıkmış olacak ki leyleğin getirmiş olduğu fareleri ardı ardına yuttu. Beline almış olduğu hasardan dolayı kıpırdayamıyor, olduğu yerde öylece uzanıyordu. "Bak leylek kardeş" dedi. "Sende benim hakkımda yanılıyorsun. Bu bir kaç günlük paylaşmış olduğumuz şeyler benim kim olduğumu, nasıl bir kişiliğe sahip olduğumu göstermez. Örneğin ben; insanlarla dost olmaya çalıştım çünkü çevremdeki akrabalarım, dostlarım, tanıdıklarım benden uzaklaştı. Onları dilimle incittim. Bazen kaş yaparken göz çıkardım. Onların incinmemesi için özen göstermedim. Örneğin ben; yemek için senin yavrularını seçmeyebilirdim. Oysa sebebini bilmiyorum ama onları yemek bana büyük haz verdi. Örneğin ben ; sana çok güvendiğimden değil mecburiyetten, işim düştüğü için güveniyor gibi davrandım. O seyahati yapmak istediğim için seninle dost oldum. Örneğin ben; sana yine işimin düşeceğini tahmin ettiğim için sana yağcılık yapıyordum. Örneğin ben; halimden hiç memnun değilim. Sürekli yerde sürünmekten bıktım. Zehirimden başka hiçbir gücüm yok. O nedenle de bulduğum her fırsatı değerlendirip basıyorum zehiri" dedi ve gözlerini kapattı. Leylek telaşlanmıştı.
Acaba bu bir veda konuşması mıydı? Leylek ölüyor muydu? "Yılan kardeş kendine gel, iyi misin ? " dedi leylek. Yılan gözleri kapalı bir şekilde "üşüyorum üşüyorum" diye sürekli tekrar etti. Leylek panik oldu. Yılana yaklaşıp onu ısıtmak için onu vücudunun etrafına doladı. Yılan olanca gücünü toplayıp leyleği sıkmaya başladı. Leylek kendini kurtarmak için çaba sarfetse de nafile.
Leylek belki son nefesini kullanarak " Yılan kardeş neden ?" diye üzgün ve çaresiz bir ses tonuyla sordu. "Üzgünüm bu benim fıtratım da var. Birisine yaklaşırken onun yaşam şeklini, hayattan beklentilerini, karakteristik özelliklerini bilerek yaklaşmalıydın. Aslında bir ip ucu bile beni tanıman için yeterliydi. Ben çevremdekileri kırmasam, duygularına önem versem, onları mutlu etmeyi yegane gaye edinsem, hiçbir şeyin onlardan daha önemli olmadığını onlara hissettirsem, dilim zehir değil de sevgi enjekte etseydi. Uğruna savaş verdiğim herşeyin aslında ne kadar önemsiz olduğunu önceden anlamış ve ona göre davranmış olsaydım, acaba şimdi yalnız kalıp, beni ezeli düşman olarak gören insanlardan medet umar mıydım?
SON
Fatma Erciyes

No votes yet