tahsin_sahintahsin...
64, KAYSERİ
nesimseknesimsek
49, Ankara
samettplsamettpl
18, istanbul
pamukkalepamukkale
43, denizli
smilesmile
, laughcity
savaş karadumansavaş...
54, samsun
mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
paşa6634paşa6634
50, istanbul

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics and more...

Publish Your Poems, Quotes, Lyrics, Videos, Jokes and more for FREE...
Create new account for free

kadın olmak suçmu

KADIN OLMAK SUÇMU

Nerde olursa olsun, Kadın olmak çok zordur aslında
Çocuk ken baba ve annenize bağımlıdır yaşantınız, büyüdüğünüz de sevgiliniz olursa babanızın yerini alır.
Evlenip rahat ederim diye düşünürsünüz, bu defa da eşiniz rahat vermez size. Hep hesap vermek zorundasınızdır, hayatınızın her alanın da birilerine.
Bu da yetmezmiş gibi, içinde bulunduğunuz toplum bile karışır size istemeseniz de.
Dikkat etmek zorun da kalırsınız, hayatınıza.
Öncelik çocuklarınız gelir,
Sonra kendinizi düşünürsünüz yaşarken.

Kadınlar, zayıf yaratıklardır diye düşünenler olsa da.
Aslında erkeklerden daha güçlü ve çalışkandırlar. Yapabileceklerinin sınırı yoktur, istedikleri her şeyi başarırlar, fakat yapmak istemezler çoğu zaman. Yapsalar da bir yapmasalar da bir diye, yapmazlar. Değerlerinin kimsenin gözünde değişmeyeceğini düşünürler.
Yapmak zorunda kaldılar mı, ellerinden kurtulmaz hiç bir şey

Tek değildir kadın, kendi için de her şey den önce annedir. Binlerce yükün ağırlığını çoğu kez, şikâyet etmeksizin taşımaya hazırdır. Hem evde, hem dışarıda çalışır, eşleriyle ve çocuklarıyla ilgilenirler. Çoğu zaman şikâyet bile etmezler. Hatta tüm sevgilerini vererek yaparlar vazifelerini.
Başarılı olduğunda takdir edilmez, eleştirilir, engeller çekilir önlerine. Ne yaparsa yapsın yaranamazlar kimseye.
Ama gene de her zaman çalışkandır ve çaba gösterirler, her şey için kanının son damlasına kadar verirler.
Kadın hizmetçidir, siler süpürür evini, aşçıdır en güzel yemekleri yapmak ister, ailesi için. Bilmiyorsa yemek yapmayı, birilerine sorar öğrenir, eşinin sevdiği yemeğin nasıl yapıldığını.
Çocuk bakıcısıdır, gece, gündüz durmaksızın bakar çocuğuna, bir of bile demeden, incitmeden. Kısaca dünyada bulunan, bütün iş konularında yer alan, bir işçidir yani kadın. Kısaca zor bir mesleği vardır kadının, kadın olmak çok zordur aslında. Ama kadınlarımız, bu kadar ağır yükler altın da ezilirken, güçlü olmaya ve ayakta hep dimdik kalmaya, çaba gösterirler. Maddi sorunlar olduğunda evlerinde, destek için eşlerine. Dantel örer, temizliklere giderler. Ellerinden ne geliyorsa, gözlerini kırpmadan mücadele ederler. Eşlerine destek olmak, yuvalarını korumak için.
Mesela evlendiler mi, eşleri yasaklar koymaya başlar teker teker önlerine. Kıyafetle başlar hatta ilk engel. Erkek hâkimiyeti kurmaya başlarlar, ailesine bile göndermek istemez, arkadaşlık kurmasını engellerler. Çalışıyorsa ya evlenirken işi bıraktırır ya da evlenip çocuk olduktan sonra, çalışmaması için baskı kurarlar.
Eğer böyle olursa daha sağlıklı bir yuvalarının olacağını düşünürler. Kadının eli para görgümü, söz dinlemez diye korkarlar, belki de hâkimiyet sadece kendilerinde olsun isterler. Hele birde maddi gücü, erkekten daha fazla olursa kadının, vay başına gelenler.
Erkek ezilir yediremez, kadının gücü karşısında, güçlü olmasını kabullenmek istemez. Belli etmemek için şiddete bile başvururlar, sözleri dinlensin diye.
İlk tokattan sonra kadın affederse eşini, daha sonraki tartışmalarda, şiddetin dozu artar. Neredeyse bir boks maçı yapıyor, hatta karşısında bir erkekle kavga ediyormuşçasına, kavga ederler eşleriyle erkekler.
Güçlü benim dercesine, eşlerine eziyet eden erkek, aslında zayıf karaktere sahip, kendine güveni olmayan erkektir bunu bilemezler.
Güç nedir? kim daha güçlüdür bilmezler, bilseler de kendilerinden daha güçlü olanı da kabul etmezler. Kadınların üstün olduğu tarafları, hatta fiziksel güç gibi alanlarda bile, kadınların erkeklere üstünlük sağlayabildiği özellikleri daha fazladır.

Kadın, ne kadar güçlü olursa olsun maddi ya da manevi, ister cahil olsun, isterse beş üniversite bitirmiş olsun, evlendikten sonra ezik, mutsuz ve boyun eğmek zorunda bırakılırlar.
Aslında çok narin yaratıklardır. Kadınlar çabuk kırılır, incinirler bir çiçek gibi, bezende nazlı bir bebek olurlar, erkeğinin yanında. Aslında erkekler düşünseler, beraber yol alındığında, beraber hareket edildiğinde, kadının tüm yaşamı olurlar, hoş tuttuklarında.
Bu defa da hâkimiyetleri, ellerinden kayar korkusuyla, kocalık taslarlar. Hâlbuki bilseler yaşanan olumsuz hiç bir şeyi, unutmaz kadınlar, ama üzerini örtmeyi iyi başarırlar. Güçlü ve yaratıcı olan ya da aile desteği olan kadın çabuk kurtulur bu yanlış davranışlardan ama kimsesiz, çaresiz ve muhtaç olunca, mecburen çekerler. Başlarına ne gelirse gelsin, kader sayarlar istemeseler de.
Düşünsenize, yuvayı bile yuva yapan dişi kuştur derler. Elinin değdiği her şey güzelleşir, sihirli bir değnek deymiş gibi.
Ama kıymeti yoktur ki bunun, ne eşlerinin gözünde, ne de toplum içinde.
Evini terk eder de giderse, suçlu bile sayılırlar. Kadın evi terk etmez, çünkü kadının yeri kocasının yanıdır. İçinde kopan fırtınaları anlamaz, dinlemez, yaşadıklarıyla ilgilenmezler bile, yargısız infaz ederler.
Kadının duyguları, umursanmaz. sadece kadın çocuklarına bakan, yemek yapan, ev temizleyen biridir. Kocası gelince de, yorgun olsa dahi, kapıda, güler yüzle karşılamak zorundadır. Kısaca evlendikten sonra, yasal olarak bir erkeğin kölesi olmaya mahkûm dur kadın.

En basiti, giyimine müdahale edilir her yerde. Kısa giyer, laf olur. Uzun giyer, dindarlık taslıyor diye sorgulanır. Akıllı kadını severler, fakat evlenmek için aptal kadını eş olarak seçerler. Ne istediklerini bilmezler.
Hakkını savunduğunda suçlu olur, suskun kalınca da olayların karşısında, gene suçludur. Her şey nedense, kadının yüzündendir. Çocuk hastalansa, ondan bilinir. Başarılı olunca babasının oğlu ya da kızı olur bir anda.
Daha çocukken, başlar kadınların çaresizlikleri. Sorulmaz “Okumak istiyor musun?” diye.
Ya bağda, bahçede çalışır ya da dikiş, nakış öğrenir evlenip gidene kadar.
On beşine gelmeden babası yaşındaki adamlara. Başlık parasına köle verilirler ya da kendisi çocuk olmasına rağmen, çocuk doğursun diyerek kuma.
İtiraz hakları bile yoktur, boşanmak isterse, aile evlatlıktan silmekle tehdit eder.
Birini sever, izinsiz gider de evlenirse, birde töre bırakmaz bu defa da peşini. Ölüm fermanı yazılır sorgulanmadan.

Bilmezler mi ki, arı baldan kaçmaz. Bulundukları yerde mutlu olsalar, bilmedikleri hayata giderler mi hiç? Kendileri suçlu olsalar bile aileler, kadın olduğunda sadece sen suçlusun yaşananlarda.
Evliliklerde, ailesi yanında olmayan kadınlar, en çok zarar gören kadınlardır.
Destek görmediği için ailesinden, eşinin yanında boynu bükük ve sahipsiz kaldıkları için eşleri daha çok ezerler, gidecek yeri olmadığından.
Sokakta kalmış, kimsesiz olan kadınlar, ellerinden başka iş gelmediği zaman kötü yola gider ya da birileri tarafından itilirler bu tarz bir yaşama.
Kiracılık, yaptığım bir dönemde, yeni bir eve taşınacaktım. Ama kimse ev vermek istemiyordu, esnaflık yaptığım için. Kendilerine göre belki haklı olarak, muhakkak memur kiracı istiyordu ev sahipleri. Bir türlü aradığım evi bulamıyor ya da kiralayamıyordum, cebimde para olmasına rağmen. O kadar sinirlenmiştim ki bu duruma, bir türlü ev tutamadığım için. Bu yaştan sonra memur olacak halim yoktu ki. Ya da çadır mı kuracaktım, sokakta kalmamak için.
Sonunda, bir ev buldum, bu defada kefil sorun olmuştu. Arkadaşlarımdan biri aklıma geldi, beni tanıyor ve güveniyordu, ben öyle hissediyordum. Çünkü yıllardır tanıyordu beni, kimsenin hakkını yemediğimi, kimseyi zor durumda bırakmayacağımı da iyi biliyordu. Kefil olarak onu düşünmüştüm ve ona bu isteğimi söyledim.
Aldığım ilk tepki, beni yıkmıştı. Kiranın yarısını ben ödeyeyim, kefil olmam demişti. Bu durum karşısında, ne diyeceğimi bilemedim bir an.

Dünya başıma yıkıldı o anda. Çok öfkelenmiştim, beni bu kadar iyi tanıyan ve güvenen biri nasıl olurda, kefil olmazdı ki. Oysa bir tek o vardı benim için belki de. Şimdi ne yapacaktım.
O anda tartışmaya başladım arkadaşımla. Her ay kapısına gidip kiramın yarısını nasıl isterdim ondan, çözüm değil diki bu. Tek bir şey vardı benim başımı sokacak bir eve ihtiyacım vardı, hem de acil olarak. Ama arkadaşım beni anlamamış, yardımcı olmak istememişti.
Arkadaşıma sinirlenmiştim ve ağzımdan çıkan kelimelere ben bile şaşırmışım. O gün anladım ki kötü yola düşen kadınların bir suçu yoktu. Toplum onları mecbur kılıyordu. Para varken bile ev tutamıyorsam ne yapacaktım.
Kimsem olmadığı için tutamamıştım para olsa da evi. Ya bir adam bulup evlenecektim, ya biriyle beraber olup ev kiralama derdinden kurtulacaktım ya da çadır mı kuracaktım. Bunları arkadaşıma sinirle söyledim bir anda. Arkadaşım bu sözlerim karşısında afalladı birden. Düşünemediğini ve haklı olduğumu söyleyerek kefil olmayı kabul etti. Bu kadar sahipsiz ve yalnız olmak o kadar zor ki, çok üzülmüştüm çaresiz kaldığım için.
İşte hayatın gerçekleri bunlar, dost sandığınız insanlar, sadece kendilerini düşünürken sizi ne zor durumda bırakacaklarını sizin onlara ne kadar ihtiyaç duyacağınızı düşünemiyorlar maalesef. taki balyoz gibi laflar kafalarına kafalarına inip gerçeği gösterene kadar.

ona sığındım adlı kitabımdan
bağdagül korkmaz

No votes yet