Filiz ÖzmenFiliz ...
, Niğde
mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
tahsin_sahintahsin...
64, KAYSERİ
mehmet_postallimehmet...
, Kayseri
nesimseknesimsek
49, Ankara
amasyaliamasyali
38, Amasya
6666
56, Ankara
drozakdrozak
48, yalova

Benim Oğlum

Osman uçak yolculuğunun son yarım saatine girmişti ki uçak birden otobüsün taşlı bir yolda giderken olduğu gibi sarsılmaya ve ses çıkarmaya başladı. Uçak yolcuları paniğe kapılmış, kimi çağırıp bağırıyor, kimisi dualar ediyordu. Hostes herkesin yerine oturmasını, kemerlerini bağlayıp yeleklerini giymesini anons etti. Pilot kaptan bir trübilansa girdiğimizden dolayı rota değiştirdiğimizi, bunun yeniden yaşanabileceğini ancak korkulacak birşey olmadığını söyliyerek yolcuları telkin etmeye çalışıyordu.
Osman biran ölümü ensesinde hissederek irkildi. Teslim olmaktan, Allaha sığınmaktan başka yapacak birşey yoktu. Birden yaşlı annesi geldi gözünün önüne ve bitmek tükenmek bilmiyen torun sahibi olma istekleri. Yoksa annesinin hayalleri suya mı düşecekti? '' Eğer kurtulursam onu daha fazla geçiştirmemeliyim'' diye geçirdi içinden.

Yine bir gün Osman'nın annesi Osman'ı yanına çağırarak ''Bak evladım artık evlenme vaktin geldi de geçiyor bile. Asker olduğun için bizden ayrı yaşamak zorunda kalıyorsun. Aklım hep sende kalıyor. Geçen gün komşu
Zehra teyzenlerde bir kız gördüm. Zehra teyzenlerin akrabasıymış. Görmeliydin, kızı yere göğe sığdıramıyor. Pek becerikli, pek uysalmış maşaallah.Hem de ince, uzun selvi gibi'' Annesinin konuşmalarına daha fazla tahammül edemiyen Osman hemen araya girerek '' Anne yine başlama, henüz evlenmeyi düşünmüyorum '' derken yüzü düşmüş, ses tonuna öfke yüklenmişti. Annesi yumuşak başlı sakin bir kadındı. Artık yaşlandığından ve torun sahibi olmak istediğinden dem vurarak en sonunda kızı görmeye gitmeye ikna etti Osman'ı. Bunda uçakta geçirmiş oldukları trübilansın da etkisi olmuştu elbet...

Kararlaştırılan gün geldi çattı. Osman hiç istememesine rağmen sırf annesine söz verdiği için hazırlıklara başladı. Osman'ı grand tuvalet karşısında gören annesinin gözleri doldu. Bu günleri babası da görmeliydi. Uzun ince vücuduna takım elbisesi tam oturmuştu. Siyah gür saçları esmer tenine çok yakışıyor, kalın kaşları ile siyah iri gözleri görenlerde birdaha bakma ihtiyacı uyandırıyordu.

Osman ve annesi çiçek ve çikolatalarını alıp; almış oldukları adrese doğru yola koyuldular. Araba ile yaklaşık yarım saat sonra oradalardı.

Eve girdikleri zaman onları bir yaşlı erkek ve iki bayan karşılamıştı..Osman bayanı görünce annesine içinden söylenmeden edemedi. Bayan güzel olmasına güzeldi ama annesinin böyle yaşca kendinden oldukça büyük bir bayanı kendisine laik görmesini bir türlü aklı almıyordu.

Biraz havadan sudan bahsettikten sonra gitmek için nasıl bir bahane uyduracağını düşünen Osman, annesi ile göz göze geleceği anı kolluyordu. Elinde fincan tepsisi ile içeri giren Hatice'yi gören Osman adeta şok oldu. Aynı zamanda içine su serpildi. Demek ki diğeri kızın annesiydi. Hatice bembeyaz teni, siyah iri gözleri ile ay parçası gibiydi.
Siyah küçük sarı çiçekli desenleri olan basma kumaştan elbisesi vücut hatlarını tam saklıyamıyor, kıvrımları iç gıcıklıyordu. İnce,uzun boylu olmasına rağmen el ve ayakları kibardı. Kalın dudakları aralanınca beyaz, düzgün dişleri gözüktü..İşte o an birbirlerini gördükten sonra ayrılmamaya yemin ettiler adeta...

Osman ve Hatice görücü usulü ile evlenmiş olmalarına rağmen mutlu bir çift oldular. Onlar birbirlerini çok ama çok seviyor ve birbirlerini mutlu etmek için yarışıyorlardı.

Aradan üç yıl geçtikten sonra oğulları Hasan dünyaya gelince mutlulukları daha da perçinleşti.

Hasan altı yaşına girmişti ama Hatice hala tekrar hamile kalamamıştı. Yapılan tetkikler sonunda Hasan'dan başka evlat sahibi olamıyacaklarını öğrendikleri zaman, çok üzülmüşlerdi.

Hasa'nın yanlız kalmaması için, bir evlatlık almaya karar verdiler. Hatice bu kararı aldıkları gün; sevinçten uyuyamamış, yatağin içinde bir o tarafa, bir bu tarafa dönmüş durmuştu.

Sabah erkenden kalkıp aileye yeni bir üye katacak olmanın sevinciyle yetimhanenin yolunu tuttular. İşlemleri yaptırabilmek için bir süre koridorun sonundaki sandalyelerde oturup beklemeleri gerekiyordu.
Heyecanlı ve sevinçli oldukları her hallerinden belliydi. Haticenin gözü ikide bir duvardaki saate gidiyor, sağ bacağı sürekli istem dışı seğriyordu.Üstelik Hasan da çok seviniyor, yere göğe sığmıyordu Orada bulunan ve kendi akranı olan bir çocukla hemen kaynaşmış, koridorun bir başından diğerine koşturup duruyorlardı.
Yan taraftaki sandalyede, uzun boylu, esmer, oldukça iri yapılı bir Bey oturmaktaydı. Kocaman olan elleri dikkatlerini çekmişti.Kendilerinin aksine oldukça hüzünlü bir hali vardı. Geniş omuzları düşmüş, başı hafif öne eğik, gözlerini bir noktaya dikmiş, öylece bakıyordu. Şakağındaki yara izi ıse ona ayrı bir ciddiyet katıyordu.
''Dünyada çocuk olmak varmış derlerya; inanın çok doğru'' diyerek adama bakıp ondan tastik bekledi Osman. Ama adam duymamıs gibi, hiç reaksiyon vermedi. ''Dünya umurlarında değil, sanki yıllardır tanışıyor gibi hemen ahbap oldular'' diye devam etti. Çığlıklar atıp, birbirlerine oyunlar yapıyorlardı. Çocuğun boynunda bir o tarafa bir bu tarafa sallanan, altın bir kolye vardı, Babasının: '' Ali sessiz ol'' demesiyle biraz sakinleştiler.
Nihayet karşıdaki kapı açılmış ve görevli kişi yanlarında oturmakta olan beyi içeri davet etmişti.Adam ayağa kalkınca, daha da bir heybetli gözüktü Oman’nın gözüne. Yorgun adımlarla ilerleyerek, Ali'nin elinden tutup içeri girdi.
Ali'nin içeri girmesiyle beraber Hassan biraz durgunlaşıp mızmızlanmaya başladı. Annesinin elinden tutup
çekiştirerek ''haydi biz de girelim'' diye ağlamsıyordu.
Kısa bir süre sonra İçerden Ali'nin ağlama sesleri gelmeye başladı. ''Ben de geleceğim.Baba beni burda bırakma'' diye içli içli ağlıyordu. Belli ki Ali'yi başka tarafa götürdüler. Sessi gittikçe azalmış, sonra da hiç duyulmaz olmuştu.
En sonunda beklenen saat geldi ve onları da içeri aldılar.Hasan Ali'yi sevmişti ve kardeş olarak mutlaka onu istediğini söylüyordu. Uzun konuşmalardan ve evrak işlemlerinden sonra nihayet evlat edinebileceklerdi Ali'yi .
Ancak Osman'ı endişelendiren bazı şeyler vardı. Ali'nin kimin tarafından alındığını, ailesinin bilmesini istemiyordu.Görevli bey bu şarti kabul ederek Ali'yi getirmelerini söylediği bir telefon görüşmesi yaptı.
O neşeli çocuk gitmiş; onun yerine sessız, sakin bir çocuk gelmişti. Gözleri kıpkırmızı olmuş, burun deliklerinden aşağı sümükler sarkıyordu. Hatice hemen çantasından bir mendil çıkarıp Ali'ye uzattı.
Söyledikleine göre annesi üç ay önce bir trafik kazasında ölmüştü. Babası buna sebebiyet verdiği duygusuyla kendini tamamen bırakmıŞ, Ali ile ilgilenemez olmuştu.
Ali Hasanı görünce yavaş yavaş açılmış, tekrar biraz neşelenmişti.
Günler ayları, aylar yılları kovaladı ve Ali ile Hassan onyedi yaşına bastılar. İkisi öyle iyi anlaşıyorlardı ki; aralarından su sızmazdı. Herşeylerini paylaşırlar, herşeyi beraber yaparlardı. Aynı anne ve babadan olsalar, belki birbirlerini bu kadar çok sevmezlerdi.

Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçle birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek iktidarının devrilmesi sadece Mısır’ı değil bölge halklarını da derinden etkilemişti. Bu tarihi devrim domino etkisiyle Bahreyn’i, Libya’yı, Fas’ı etkilemişti.
Halk hareketlerinin büyük devrimlere yol açtığı bu dönemde Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktor telefonla konuşurken; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza...” şeklinde niyetlerini dile getirdiler.
Telefonları istihbarat tarafından dinlenen bu iki kadın doktor tutuklanıyor ve ceza olarak saçları sıfıra vuruluyordu. Bunun üzerine, bu kadınlardan birinin akrabası olan 12-13 tane çocuk, duvarlara “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazdılar. Okulun müdürü bu çocukları istihbarata şikâyet etdi.. Çocukları içeri alıyorlar ve çok ağır işkencelere maruz bırakılıyorlardı.Bunun üzerine birkaç gün sonra 1000 kişi sokağa çıktılar .Çocukların bırakılmamasını protesto ettiler.
Dera’da yaşayanlar büyük bir çoğunluğu seyyidi idi, Ehl-i Beyt torunları idi. Dera şehrinde insanlar öldükçe isyan önce bütün şehre yayıldı. İlk başlarda birkaç bin kişi gösterilere çıkarken, kısa bir zaman içinde on binlerce Deralı sokakları doldurmaya başladı.
Cuma günleri namaz sonrası Dera halkına destek için sokağa çıkan diğer şehirlerdeki halka yönelik de yönetim tarafından şiddet kullanılınca, Suriye’deki isyan Esad’ın gitmesini isteyen bir halk ayaklanmasına dönüştü.
Ve iç savaşa varan süreç bu şekilde başladı. Bu olaylardan sonra on binlerce sivil insan öldü, şehirler bombalandı, Donanma kendi halkına deniz kenarlarından bombalar yağdırdı.
Suriye'de kurulmuş tüm muhalif oluşumlara Suriye muhalefeti adı verildi.Muhaliflerin tamamı Baasçılığn lideri olan Beşşar Esed karşıtıydı. Suriye muhalefetinin amacı Baas rejimini devirmek ve yerine Özgür Suriye denilen; çoğulcu ve demokratik bir rejim getirmekti.
Osman ordu mensubuydu. Bir gün bir çatışma esnasında komutanları tarafından sivillere ateş etmesi emredildi.
Osma'nın kanı donmuştu sanki. Öylece kalakaldı. Birden ''Ateş et'' diyen gür bir ses kulağında patladı. Şakağına dayanan silahın soğuk namlusunu hissedince biraz daha ürperdi.
Bu da ne; bu kocaman elleri biryerlerden tanıdı, ama nereden olduğunu düşünecek halde değildi. Ölümle yaşam arası ınce bir çizgi.Belki de son nefesi serinletiyordu acıyla yanan cığerlerini. Birden fedakar karısı Hatice ve oğulları Ali, Hasan geldi gözünün önüne. Ve birde uğruna ömrünü harcadığı vatanı. Yapamazdı, çekemezdi tetiği.
''Ateş et dedim sana'' dedi tekrar, o şakağında derin bir yara izi olan, iri yapılı adam...Evet evet tanımıştı, bu ondan başkası olamazdı.
Osman tam kelimeyi sahadet getirmişti ki tetiği cekti, o kocaman elli, iri gövdeli adam....
Hatice büyük bir telaşla evin icinde volta atıyor, ekmek almak içın dışarı çıkan Hasan'a söylenerek, o camdan bu cama koşuyordu.
''Gitme demiştim sana, bunların işi belli olmaz, çevirirler demiştim''
Ali annesini sakinleştirmeye çalışarak:''Merak etme anne, Hasan'a birşey olmaz'' dedi.
O esnada kapi zili aci acı çalmaya başlamıştı. Birbirlerine bakişlarından ‘’ içlerinden ''kim acaba’’ dedikleri belliydi. Hatice telaşla oğlunu yatak odasındaki dolaba doğru çekerek ‘’sen saklan’’ deyip dolabın kanatlarını iki tarafa doğru araladı..’’olmaz anne’’ dedi Ali hiddetle. ‘’olur olur, teyzenin oğlunu götürdüler.Bir daha haber alamadık’’ dedi sesini alçaltarak.. Biraz da iteliyerek dalapdaki yatakların üstüne tünemeye zorladı onu.’’sen hiç ses çıkarma’’ diyerek dolabı kapattı. İki kapağın arasından ince bir çizgi halinde ışık sızıyordu.
Annesi hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlerken besmele çekiyordu. Kapının yanına gelince’’kim o’’ diye seslendi.
Hasan ürkek, titreyen bir sesle ‘’benım anne’’ dedi. Hatice kapının kolunu hızlıca çevirip kapıyı açtı.
Hasan tir tir titriyor. Sağında ve solunda namluları Hasan’a çevirmiş olan iki silahlı asker vardı. Hasan’ın yüzü sapsarı kesilmiş,üstü başı kan içindeydi. ‘’Hasan !!! yaşıyorsun ‘’diye bir çiğlık attı Hatice. Sonra da elindeki şeyin ne olduğuna baktı. ‘’Aman Allahım, bunu da mı görecektim’’ diyer bağırarak ağlamaya başladı. Bu kocasının başıydı. Asker ‘’çekil be kadın’’ diyerek Hatice’yi ittirip, içeri doğru ilerledi.
‘’Nerde diğer vatan haini, göster’’ diye bağırdı.Ali sesleri duyuyor ama ne olup bittiğini bir türlü anlıyamıyordu. İçeri girdikleri zaman kapı aralığından onları görmeye çalıştı. Kalbi delicesine çarpıyor,duyulmasın diye adeta nefesini tutuyordu. Kardelşinin elinde babasının başini görünce bağırmamak, dişarı fırlayıp onlara saldırmamak için kendini zor tuttu. Ne yapabilirdi ki silahsız. Tüm odaları dolaşıp her şeyi birbirine katarak söyleniyorlardı.’’Demek hepiniz Seyyidlerdensiniz ha. Ben size şimdi gösteririm’’ diyerek ateş etmeye başladılar.
Ali, sımsıkı kapatmış olduğu gözlerini silah sesleri kesilince yavaşca açınca, küçüçük aralıktan kardeşiyle annesinin yerde yattıklarını gördü.
Askerlerden birisi yüzünkoyu yatan annesini ayağıyla çevirdi. Hatice’nin kolundaki, eşinin hediyesi olan bileziği çıkarmaya çaliştı. Çıkarmakta zorlanınca hışımla silahını yere bırakıp, kemerinde asılı duran bıçağını eline aldı. Birkaç darbeyle elini bedeninden ayırıp bileziklere şöyle bir bakıp cebine indirdi. Elini cebine biraz daha derine daldırdı. Sonra yanındaki askere seslenerek ‘’sen git aşağıda bekle.Ben birazdan gelirim’’ diyerek kemerini çözmeye başladı.
Ali bunların hepsine, küçücük aralıktan, hiddetten kocaman olan gözleriyle şahit oluyordu.Birden kalbi ortadan yarılacak gibi oldu.Daha fazlasını görmeye tahammül edemezdi.’’ Yeter’’ diye bağırarak bulunmuş olduğu dolabın kapaklarını büyük bir hızla açıp, askerlere doğru fırladı. Arkasını dönüp, çıkmak üzere olan asker, hızla geri dönerek, silahındaki tüm mermileri Ali’nın üzerine boşalttı. Ali’nin boynundaki kolye kopup, Ali’den önce yere düştü.Ardından da Ali. Ateş eden askerin dikkatini yere düşen kolye çekmişti. Eğilip kolyeyi aldı.’’Olamaz’’ sedası döküldü dudaklarından ve ekledi.’’Bu, benim oğlum’

SON
Fatma Erciyes

Hêj ray nehatiye dayîn