Gonca GÜLGonca GÜL
24, Kayseri
idriscaglaridrisc...
, Elazığ
mahmutcantekinmahmut...
, ADIYAMAN/
pamukkalepamukkale
43, denizli
pilotpilot
42, Dalaman
mubarek063mubarek063
26, Şanlıur
savaş karadumansavaş...
54, samsun
ABDÜLHAMİTABDÜL...
51, Elazığ

İnanaç Ve Toplumsal İstem (Talep) 13

İnançlar hem daha üretilmeyen bir malın dağıtılmışlığını, söyleyerek aklı perdeliyor. Yani siz buğdayı, traktörü üretmemişken, daha üretim gücü ve nesnesi olarak ,emek verirlik olarak, bunların esamesi okunmaz iken, sizi traktörlü, traktörsüz kılıp, dağıtımını yaptırıyor!

Hem insanlar toplum olmadan, toplumsal emek ortaya çıkmadan, bir rızk dağıtımı yapılıyor. Yani Traktör ancak bir toplumsal emekle ortaya konacak bir üretimdir. Ortada toplum dahi yoktur. Size sanki, toplumun önceden beri, ilkten beri böyle oluşu anlaması, yutturulur. Sanki bunlar zaten varmış da, üretilmiş de, siz dahi bunların eşitsiz dağıtıldığını kutsallıkla öğreniyorsunuz.

Bu konu diğer anlamalara detay olsun diye biraz daha açayım. İnsanın yer yüzünde daha esamesi yok iken, insanın rızık diye, rızıkı verilmiş diye, algıladığı özdekler vardı. Sebze ve meyveler bitkiler endam edip, hayvanlar üç milyar yıldır, Dünya'da cirit atıp duran bir gerçeklikti. Yani 3 milyar yıldır, boşu boşuna bir rızıktılar! Bir aslan ceylana, ""bu benim rızkım"" demez. Ceylan da, ben aslanın rızkıyım diye gelip ona teslim olmaz. Ortaya bir çaba, bir emek korlar. İnsan avlanırken ki emekli somut davranışını doğada sürdürüp gitmiştir. Toplum içinde, çok sonraları, toplumsal tedirginlikleri ile, çevreyi, olup biteni anlama girişimleri vardı. Huzursuzluklarına kafa patlatmak isterken; sonradan deforme etti. Ben içinci düşünceleri bir yandan hızla biz içine evrilirken, diğer yandanda, hakim sınıfın görüşüne göre düşüncelerini, birleştirimli uygunlukta anlatmıştır. Rızk kavramını inanç temelinde alarak, aslında; insanın sosyal yapıdaki huzura ait bozukluğu, evrendeki fantazik yansımaların algısı ile birleştirilerek ifadelemesidir.

Varlıkta ne rızk olma, ne de kendini öyle hissetme vardır. Bir koyun var sayalım ki otu rızık görüyor. Oysa ot, kimseyi rızk görmediği gibi, kimseninde kendisinin rızıkı olduğunu düşünmez. Bu, var oluşun, temeldeki ilişkisel bir koşuludur. Biyolojik yetersizliğin Ya da yapılanışın temelindeki bir ilişkilenişin var olması idi mevcut. Yani canlının başka şekilde kendini yapılandıramamasıdır. Yani temeli ""enerji transferi"" dönüştürmesidir. Bitkiler in organik maddeleri enerjiye dönüştürür. Yani kendi besinini kendi yapar. Fazla enerjiyi de, azını yaprak ve gövdesinde saklarken, çoğunu tohum ve meyvasına depolar. Bu depolanış bir çeşit hazır, kolay organik enerji deposudur ve kendini çoğaltma, üretme temellidir.

Bitkiye göre bu durum, hayatı sürdürüş, enerji depolamasıdır. Kendi besinini yapamayan diğer canlılar bu hazır besini parazital tüketirler ve doğa böylece yeni bir yapılaşma biçimi ortaya kor. Koyun için ot, sadece besin zinciri olmasıdır. Otun, kendi besinini kendi yapar olması, bir başarı ise de, her başarı gibi, tüketilir olma zorunluluğunu beraberinde getiren, bir başarı olmaktan da öte gidemez. Kendinin bu iyi özelliği, otun mekanik ölümünü, ister istemez koyun gerçekleyecektir. Koyuna yaşama şansı olur çıkar. Bu zorunluluk doğanın canlı yapısının ilişkisel biçimini, ortaya koyacaktır. İnsan bu ilişkisel biçimden toplumla, emeğini, bilgisini ortaya koyarak, bu bağımlılığı kendi üretecek tek canlı olmayı başaracak. Bu yalın gibi ilişki zamanla karşılıklı yapılaşma, diyalektiğine dönecektir. Bir icabı hal gibi olacak ve karmaşacaktır.

Kendi besinini yapamayan diğer dışbeslek canlı tabirli varlıklarda, bu enerji transferini, kendibeslek bitkilerden, bu hazır olandan sağlar, Ya da koyun gibi, bitkileri besin olarak tüketenleri, besin yapan, kurt, tilki gibi sağlayıcılar; dışbeslek (heterotrof) yapılar ortaya çıkar.

Bizim, Üstün Ruh'un sınav yapıtığını sanıp, hediyesi diye algıladığımız hastalıklar da, yukarıdaki gibi yapılaşmanın, gereğidir. Sizi uygun çevre olarak görüp sizden enerji transfer ederler. Bizim, bir hastalanma ile ölür oluşumuz, çekirdeksiz bir canlının, bizim özümseme süreçlerimizi yok edip; kendi kalıtım malzemesini, bizim hücre çekirdeğimize enjekte ederek, enerji transferi sağlayıp, çekirdeğimizi de kalıp makinası gibi kullanmakla kendini ürettirmesidir. Bu, viral varoluşun, yaşamsal faliyet koşuludur. Yani, sizi korkutan beklenilmedik bir yaklaşımla, şunu şöyle bir deneyim, bakalım ne olacak diyen yok.

Bunlar, bugünkü hayatın bu şekilde ilişkilenerek var olan dengelenme sonucurdur. Kendi DNA sı olmayan bir canlı var, o da yaşamakta. Sizin yada başka bir canlının DNA sını kullanmayıpta nasıl yaşayacaktı. Konu daha temele de götürülür, ama bu, konumuzun dışıdır. Görüldüğü gibi ne rızık olma, ne de rızık verilme var. Olup biten, bir hayatta kalışın, davranış zorunluluklarıdır. Bu da temelde, enerji transferi ilişkisel biçimlenmesinden başka bir şey değildir. Bu tür cevap arayan akılsal ilişkileyiş, beynimizin bize bir fantezi oyunudur.

Bu enerji biçimlemesi, dört buçuk milyar yıl sonra; insanda hem toplum olurluğa, hem de toplum olurluğun sonunda da, uzaya giderliği sağlamıştır. Ama bu enerji transferinin, sizi uzaya götüreceği, 5 milyar yıl öncesinden; ne öngörülür, ne de, bu yapılaşır olmanın, amacıdır, ereğidir. Ne de, uzaya çıkışın hedeflenmesi değildir. Bunlar kafaya dank ede. Görülüyorki, Yüce Ruh'a söyletilen rızık tasarımı, Yüce Ruh'a, bu bilgiyi bilmeme nedeni ile, yanlışlık töhmetlemektedir! Bu tam bir gaftır.

Ya da, Üstün Güc'e kendi yasasını es geçiştirtip, tek benci, insan istekleri, Tanrı isteği olup, çıkartılmaktadır. Oysa Yüce Ruh anlayışı, bilinen bir tutum değil, herkesce farklı anlaşılabilecek, ancak, ortak temalardan neşetle, sürekli üretilen ve üretilecek olan,Tanrı ile insan arasındaki ulvi duygudur. Sonsuza değin, anlamalar oluşturacağımız kutsallık, bizim anlamalarımızdan daima ayrı olacaktır. Tanrı, insan beynince bilinir olamaz. Eğer olursa, bu Tanrı olamaz. Tanrı anlayışı, daima bizde var olarak kalacak ve üretilecek kutsallıktır.

Hem inançlı olunup, hem özgür düşünülemez miydi? Tüm inançsal temeller ve nesnel temeller, ortada iken ne denebilir. Olay ve olguları, böyle inançsal anlayarak toplum gelişir mi? Bu bağlamda bakınca inanç tam bir bilmeme olmakta. İnançlı olalım demek, böyle bir anlama ile , bilgisiz olalım demekle eş anlamlıdır. Rızkın kimine az, kimine çok dağıldığı fikri, toplumsal tercih olur mu? Hele hele gece gündüz didinerek çalışan fakirler yığınının toplumsal tercihi böyle olur mu?

Böyle bir inançsal yapı, insanı toplum olmaya zorlar mı? Böyle inanç, kişileri bezgin, yarınından emin olmayan, niye yaşadığını bilmeyen, mutsuz insanlar yapar. Böyle bir inanma, kişiyi, toplumda temsil edilir, ifade edilir kılar mi? Yüz kez de başını örtse kendini ifade edemeyeceği açık. Çünkü ekonomik üretimi kendisine, bilgi edinme, aklını kullanma dünyayı fikren anlama yorumlama dönüştürme olaraktan da yansıyacaktı. Çünkü, bu tür söylem; hem çatışmacılığı, hem kanaatlı uysallaştırmayı barındıran, bir anlama ve anlatım şeklidir. İnsanlığın, Tanrı isteği olabilecek, var sanılar taşır olması tabiidir ve gereklidir de. Böyle anlama şekli, zamanla anlamlarda değişiklik yaparak geliştirilmelidir.

Ancak burada bilinecek olan. Anlamalarımızın Tanrı'nın istemi olmayacağını bilmeliyiz. İkinci olarak bunların, bu anlamalarımızın zamanla değişeceğini, bu güne uygun anlamalarımızın yarına denk düşmeyeceğini bilmeliyiz. Bu anlamalarımız bizi bağlar. Konuşma ve düşünsel anlatımlarla, yaygın iknasal tutumlar olabilir. Ama bu bizim anlamalarımızın, mutlak doğru olurluk ölçeği taşır olmamalıdır. Yüce Tanrı, bizim Tanrı'yı anlamamızdan, Tanrı anlayışımızdan ve buna uygun davranış tutumlarımızdan, ayrı ve arıdır. Mutluluk veren de, bu akılsal coşmalardır. Böylesine düşünsel tutuşmalardır.

Sürecek

Kommentar hinzufügen

(If you're a human, don't change the following field)
Your first name.
The content of this field is kept private and will not be shown publicly.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.